Kuzey Fransa, Normandiya ve Bretanya

Norveç Fiyordları Gezisi
27/10/2025
Norveç Fiyordları Gezisi
27/10/2025

Gelgitlerin İzinde, Sahillerden Ortaçağ Kasabalarına: Normandiya ve Bretanya

Yine bir kış tatili için çizdiğimiz rotalardan biri, bu sefer Fransa’nın kuzeyinde farklı ve çok özel bir bölgeye götürdü bizi. Bozulmamış Ortaçağ şehirleri, okyanus kıyıları, etkileyici gelgitler ve tarihi liman kentlerini içeren bu bölgeler bizi kendine hayran bırakmakla kalmadı, çok farklı tecrübeler yaşatarak hafızamızda unutulmaz güzel anılara yer açtı. Atlas Okyanusu’na bu kadar yakın olmak beni bu gezide en çok mutlu eden noktalardan biri oldu.

Gezimizi 7 gün olarak planladık. Paris Orly Havalimanı’na indikten sonra aracımızı kiraladık ve bu sayede son derece konforlu bir yolculukla rotamızdaki tüm duraklara rahatça ulaştık.

Gezi rotamız sırasıyla Rouen, Honfleur, Deauville ve Trouville, Bayeux, Normandiya Çıkarma Plajları, Mont-Saint-Michel, Saint-Malo, Dinan, Rennes, Sainte-Suzanne ve Le Mans’tan oluşuyordu. Rotada bulunan şehirlerin birbirine en fazla iki saat uzaklıkta olması sayesinde, daire şeklinde planladığımız bu rota bizi hem yormadı, hem de yolculuğun sonunda kiralık aracımızı tekrar Orly Havalimanı’na teslim ederek Fransa’nın kuzeyinden Türkiye’ye, hafızalarımızda unutulmaz anılarla döndük.

Normandiya Rota
© Googlemaps

(Bu rotada bizim uğramadığımız ancak daha uzun süren bir planlama ile gidilebilecek Étretat Kayalıkları, Le Havre ve Caen şehri de eklenirse, eminin çok güzel olur.)

ROUEN

Paris Orly Havalimanı’na indikten sonra Europcar’dan kiraladığımız arabayı alıp, Normandiya’ya doğru yola çıktık. Yaklaşık bir buçuk saat süren bu yolculuk, Fransa’nın yeşil manzaraları eşliğinde oldukça keyifli geçti.

Seine Nehrine kıyısı olan ve Normandiya’nın başkenti olan Rouen, 1944 ‘te II. Dünya Savaşı sırasında oldukça yara almış, ancak yaraları çok güzel onarılmış ki savaşın o acımasız yüzünü hatırlatan hiçbir unsura rastlamıyor insan. İlk anda insanı etkileyen güçlü bir tarihi dokuya sahip. Orta Çağ’dan kalma yarı ahşap evlerin sıralandığı dar sokaklarda yürürken bu tarz Fransız evlerini ve sokaklarında gezmeyi ne kadar özlemiş olduğumuzu fark ettik. Şehrin simgesi olan Rouen Katedrali tüm ihtişamıyla nefes kesici. Claude Monet defalarca bu katedrali resmetmiş. Ayrıca Jeanne d’Arc’ın burada yargılanıp idam edildiğini bilmek ve bu üzücü olayın gerçekleştiği yeri bizzat görebilmek, tarih meraklıları olarak bizi fazlasıyla etkiledi.

Rouen Katedrali (Cathédrale Notre-Dame de Rouen)

Şehrin simgesi ve Gotik mimarinin en etkileyici örneklerinden biri bu katedral. İç mekânı da en az dışı kadar görkemli. Bir zamanlar Avrupa’daki en yüksek bina ünvanına sahipmiş. Ben bu gotik detaylar arasında ejderha, ya da değişik hayvan figürlü su borularına bayılıyorum.

Rouen Katedrali (Cathédrale Notre-Dame de Rouen)
Rouen Katedral‘den detaylar

Eski Şehir (Vieux Rouen)

Rouen’in ruhunun en çok hissedildiği yer burası. Yarı ahşap evler, dar taş sokaklar, küçük meydanlar… Oldukça hareketli olan bu alanda birçok kafe, restoran ve dükkan bulunuyor.

Eski Şehir (Vieux Rouen)
Eski Şehir (Vieux Rouen)

Jeanne d’Arc Meydanı & Jeanne d’Arc Kilisesi

Rouen’de bulunan Place du Vieux-Marché, Jeanne d’Arc’ın 1431 yılında yakılarak idam edildiği yer. Meydanda yer alan Jeanne d’Arc Anıtı, bu olayı sade bir şekilde hatırlatırken hemen yanında bulunan Jeanne d’Arc Kilisesi, 1979 yılında inşa edilen modern mimariye sahip. Okuduğum bilgilere göre dalgalı çatısı Jeanne d’Arc’ın yakıldığı ateşleri ve Normandiya evlerinin çatılarını simgeliyor ve iç mekânda ise yıkılan Saint-Vincent Kilisesi’nden getirilen 16. yüzyıl vitrayları sergileniyor.

Kısaca özetlemek gerekirse, 1412 yılında doğan Jeanne d’Arc, Fransa’yı İngiliz işgalinden kurtarmak için Tanrı’dan mesajlar aldığını söyleyen genç bir köylü kızıyken, Orléans Kuşatması’ndaki başarısıyla ulusal bir kahramana dönüşür, ancak 19 yaşında Rouen’de yargılanarak idam edilir, yıllar sonra masumiyeti kabul edilir ve 1920 yılında azize ilan edilir.

Jeanne d’Arc Meydanı Jeanne d’Arc Kilisesi ve Anıtı, Rouen, Normandiya
Jeanne d’Arc Anıtı, Rouen
Jeanne d’Arc Kilisesi, Rouen, Normandiya
Jeanne d’Arc Kilisesi, Rouen, Normandiya

Normandiya’da dikkatimizi çeken bir husus, farklı şehirlerde gördüğümüz modern anıtların çoğunun soğuk ve gösterişten oldukça uzak olması oldu.

Saint-Maclou Kilisesi

Daha küçük ama çok zarif bir gotik kilise bu. Özellikle cephesi ve detayları görülmeye değer. Hemen yanında yer alan eski mezarlık alanı da dikkat çekici.

Gros-Horloge (Büyük Saat)

Rouen’in kalbinde, dar bir sokağın üzerinde asılı duran veilk mekanizması 14. yüzyılda yapılan bu astronomik saat, uzun yıllardır Rouen halkına zamanı, mevsimleri ve günlerin akışını anlatıyor. Saatin tek ibresi bulunuyor; çünkü o dönemde dakikalar değil, günün döngüsü önem taşıyor. Altın detaylarla süslenen kadranda güneşin hareketi, haftanın günleri ve ay evreleri sembollerle gösteriliyor; bu yönüyle Prag’daki ünlü astronomik saati andırıyor.

Gros-Horloge (Büyük Saat), Rouen

Saatin altında yer alan kemerli geçit ise Orta Çağ boyunca tüccarların, gezginlerin ve hacıların şehrin bir ucundan diğerine geçerken kullandığı ana yol oluyor. Düşünsenize, yüzyıllar boyunca bu kemerin altından geçen herkes hala aynı saate bakıyor; krallar, askerler, tüccarlar ve sıradan insanlar için zaman burada aynı. Paris’teki Eyfel Kulesi gibi şehrin simgesi Gros-Horloge.

Meraklısı için iki müze var: Güzel Sanatlar Müzesi (Musée des Beaux-Arts), Seramik Müzesi (Musée de la Céramique).

Rouen’de bir gece konakladıktan sonra şehre veda ederek bizi çok heyecanlandıran ve Normandiya’nın en ünlü ve fotojenik kasabası olan Honfleur’a doğru yola koyulduk.

HONFLEUR

Arabamızı tarihi merkeze yürüyerek 10 dakikalık bir mesafede genişçe bir alana park ettikten sonra güzel evlerin dizildiği sokaktan aşağı doğru yürüdük veeeee….. İşte o kartpostal liman manzarası 😊

Honfleur, Normandiya

Bu arada bu seyahatimiz sırasında Fransa’da en çok park yeri bulmaktan çekinirken, hiç de korktuğumuz gibi olmadı ve genellikle şehir merkezine yürüyüş mesafesinde olan ve çoğu ücretsiz olan park alanları bulabildik ve oldukça rahat ettik.

Honfleur öyle şirin ki… Orta Çağ’dan bu yana önemli bir ticaret ve denizcilik merkezi olan bu küçük kasaba, 17. yüzyılda Fransa’dan Kanada’ya yapılan keşif seferlerinin çıkış noktalarından biriymiş. Tarihi liman Vieux Bassin’in etrafını saran renkli ve dar evlerin suya yansıması, Claude Monet ve Eugène Boudin gibi izlenimci ressamların neden buraya hayran kaldığını çok net anlatıyor. Tam bir kartpostal! Tabii ki en fotojenik nokta da evlerin suya yansıdığı bu manzara 😊.

Honfleur, Normandiya
Honfleur, Normandiya

Honfleur’deki Saint-Étienne Kilisesi (Église Saint-Étienne), kentin en eski dini yapılarından biri olarak öne çıkıyor. 14. yüzyılda inşa edilen bu yapı, uzun yıllar limanla iç içe yaşayan denizcilerin ve tüccarların kilisesi olarak kullanılıyor. Gotik mimarinin sade bir örneğini sunan kilise, gösterişten uzak taş cephesi ve sağlam yapısıyla dikkat çekiyor. Günümüzde ibadet işlevi bulunmuyor; yapı Honfleur Denizcilik Müzesi (Musée de la Marine) olarak hizmet veriyor ve kentin deniz ticareti, gemicilik geleneği ile liman geçmişine dair koleksiyonlar sergiliyor. Limana çok yakın konumu sayesinde Saint-Étienne Kilisesi, Honfleur’ün denizle kurduğu tarihsel bağın hâlâ hissedildiği önemli yapılardan biri olarak görülüyor.

Saint-Étienne Kilisesi (Église Saint-Étienne), Honfleur, Normandiya

Gemi ustaları tarafından ahşaptan inşa edilen Sainte-Catherine Kilisesi ters çevrilmiş bir gemi gövdesini andıran mimarisiyle denizcilik geçmişine vurgu yapıyor

Honfleur, Normandiya

Dar sokaklarda gezip, Hanfleur’a çok yakışan küçük sanat galerilerini gezdikten, deniz ürünlerinin ve Normandiya’ya özgü lezzetlerin tadına baktıktan sonra Honfleur’da yeterli vakit geçirerek bir sonraki konaklayacağımız durak olan Deauville’ye doğru yola koyulduk.

Honfleur, Normandiya

Bu arada bu da “Pont de Normandie” – yani Normandiya Köprüsü.

Pont de Normandie


“Pont de Normandie” , Fransa’da Seine Nehri’nin ağzında Le Havre ile Honfleur’u birbirine bağlayan, 1995’te açılmış görkemli bir kablo-askılı köprü . Yaklaşık 2,1 km uzunluğundaki köprü, inşa edildiği dönemde dünyanın en uzun açıklıklı köprülerinden biri olmuş ve Normandiya’nın simgeleri arasına girmiş. Hem modern mühendisliği hem de estetik siluetiyle tanınan yapıdan, araç trafiğinin yanı sıra yaya ve bisikletliler de geçebiliyor.

Biz köprüden geçmedik ama çok yakınından geçtiğimiz için fotoğrafını çekme fırsatı bulduk.

DEAUVILLE ve TROUVILLE

Hanfleur’dan araba ile yaklaşık 30 dakika uzaklıkta olan Deauville ve Trouville-sur-Mer, Normandiya’da Touques Nehri’nin iki yakasında, aralarında yalnızca bir köprü bulunan ve yürüyerek kolayca geçilebilen iki komşu sahil kasabası.

Deauville yat limanı, Normandiya

Deauville’ye adım atığımızda aklıma gelen ilk kelime lüks oldu. Okuduğuma ve gözlemlediğime göre zaten, daha planlı ve gösterişli bir kent olup lüks otelleri, şık butikleri, uluslararası restoranları, at yarışı kültürü, Eylül ayında düzenlenen Deauville American Film Festival gibi prestijli etkinlikleri, sahil boyunca uzanan ünlü ahşap yürüyüş yolu Les Planches ve yazın renkli şemsiyelerle donatılmış geniş, düzenli plajıyla daha elit gerçekten de.

Deauville, Normandiya (sular çekilmiş)
Deauville, Normandiya
Deauville, Normandiya
Ahşap yürüyüş yolu Les Planches, Deauville, Normandiya

Les Planches, Deauville’de, 1923’te inşa edilen ve deniz kenarında kumun üzerinde uzanan yaklaşık 700 metre uzunluğunda ahşap bir sahil yürüyüş yolu. Dayanıklı tropikal ahşaptan yapılan bu yol, sadece manzarasıyla değil, sahil boyunca sıralanan plaj kabinleriyle de dikkat çekiyor. Kabinlerin üzerinde, Deauville Amerikan Film Festivali’ne katılmış Tom Hanks, Clint Eastwood, Cate Blanchett, Morgan Freeman ve Sean Connery gibi dünyaca ünlü sinema isimlerinin adları yer alıyor. Bu yüzden Les Planches’te yürümek, sakin bir sahil gezintisiyle birlikte açık havada dolaşılan küçük bir sinema şöleninin içinden geçiyor gibi hissettiriyor.

Ahşap yürüyüş yolu Les Planches, Deauville, Normandiya

Trouville-sur-Mer ise tarihsel olarak bir balıkçı kasabası olarak gelişmiş, bugün hâlâ canlı balık pazarı ve taze deniz ürünleriyle öne çıkan, dar sokakları, pastel renkli evleri, küçük butik dükkânları ve kafeleriyle daha samimi, bohem ve yerel bir kimliğe sahip.

Bu iki kasabanın yakınlığı sayesinde aynı gezide Deauville’in lüks atmosferini ve Trouville’in sıcak, geleneksel havasını birlikte deneyimlemek mümkün olduğu için şanslıyız 😊

Trouville, Normandiya

Deauville’de yat limanında bir yürüyüş yaptıktan sonra şehrin merkezinden sahile doğru giden yola bağlandık. Güzel, keyifli bir yürüyüş oldu. Sahile vardığımızda gelgitten çekilmiş denizin ortaya çıkardığı deniz kabukları arasında yürümek, gün batımını izlemek muhteşem oldu bizim için.

Atları ile ünlü olan bu bölgede sahilde at ile gezintiye çıkan insanları ufuk çizgisinde bir nokta gibi görmek çok etkileyiciydi. Biz Ersin ile o kadar da uzağa gitmeye çekindik 😊 Sonuç olarak ilk defa böyle gel git yaşanan bir plajda geziyorduk.

Deauville plajı, Normandiya kıyılarında yer alan, ince kumlu ve geniş yapısıyla Fransa’nın en zarif sahil şeritlerinden biri. Yazın, plaj boyunca uzanan renkli şemsiyeler, Art Deco tarzındaki plaj kabinleri ve arkada yükselen otellerle birlikte oldukça ikonik bir manzara oluşturuyor. Gelgit etkisi burada çok belirgin; deniz çekildiğinde sahil ciddi şekilde genişliyor ve uzun yürüyüşler için bambaşka bir alan açılıyor. Yaz aylarında plaj düzenli, temiz ve iyi organize edilmiş; şezlonglar, şemsiyeler, duşlar ve çocuklar için güvenli yüzme alanları bulunuyor.

Deauville, Normandiya
Deauville, Normandiya

Yazın Fransız Rivierası kadar olmasa da plajın renkli kalabalıklar ile dolu olduğunu hayal ettim, bu denizde yüzmek çok da keyifli olmasa gerek ama manzaraya ve inanılmaz doğa olayına diyecek hiçbir lafım yok.

NORMANDİYA ÇIKARMA PLAJLARI VE D-DAY MÜZELERİ

Deauville’den ayrılıp kuzeye doğru ilerlerken, bu kez yolumuzu tarihe çevirdik. Biraz plaj, biraz müze, biraz da tarihin izini sürmek için Normandiya Çıkarması’nın yapıldığı kıyılara, özellikle de Omaha Beach’e yöneldik.

Omaha Beach, Normandiya

OMAHA BEACH

(Bilindiği üzere, Normandiya Çıkarması, II. Dünya Savaşı’nda Batı Avrupa’yı Nazi Almanyası’ndan kurtarmak için yapıldı. Müttefikler (ABD, İngiltere, Kanada ve diğerleri), Almanya’nın işgali altındaki Fransa’ya çıkarma yaparak Batı Cephesini açmayı, Almanya’yı iki cephede savaşmaya zorlamayı ve savaşın seyrini hızla değiştirmeyi amaçladı. 6 Haziran 1944’te başlayan bu çıkarmayla, Fransa’nın kurtuluşu ve Avrupa’da Nazi işgalinin sona ermesi süreci başladı.)

 6 Haziran 1944 sabahı, Müttefikler bu sahillerde beş ayrı noktadan Fransa’ya ayak basmış: Utah ve Omaha’da Amerikalılar, Gold ve Sword’da İngilizler, Juno’da ise Kanadalılar. Bugün sakin görünen bu plajların her biri, II. Dünya Savaşı’nın akışını değiştiren ilk adımların atıldığı yerler.

Omaha Beach’e vardığımızda, manzaranın güzelliğiyle hikâyesinin ağırlığı insanı etkiliyor. Yüksek kıyılar, uçsuz bucaksız kumlar ve rüzgâr… Burada yaşananların ne kadar zor ve kanlı olduğunu bilince insanın içi bir tuhaf oluyor.

D-Day Anıtı, Omaha Beach, Normandiya

Omaha Beach’e geldiğinizde, denize bakan yamacın üstünde insanı derinden sarsan bir anıt alanı var. Denize en yakın noktada karşımıza çıkan “Les Braves” heykeli Fransız heykeltıraş Anilore Banon tarafından 2004’te D-Day’ın 60. yıldönümü için yapılmış, üç farklı “kanat” üzerinden umut, özgürlük ve kardeşlik temalarını temsil ediyor.

Les Braves Anıtı, Omaha Beach, Normandiya

Normandiya Çıkarması’nın yapıldığı bölgede bir sürü müze var, ama bizim için en etkileyici olanı Omaha Beach’in hemen üstünde, Amerikan Mezarlığı içinde yer alan ziyaretçi merkezindeki müze oldu. Bu müzede D-Day çıkarmasının hikâyesi, Amerikan askerlerinin yaşadıkları, kişisel fotoğrafları, dönemin çekilmiş güçlü görüntüleri ve hikâyeleriyle anlatılıyor. Ziyaretçiler, hem olayların tarihsel akışını, hem de bireylerin yaşadıklarını derinlemesine hissedebiliyor.

Müzeden çıkınca Normandy American Cemetery and Memorial’ı gezdik. Burada, 6 Haziran 1944’te Normandiya Çıkarması’nda hayatını kaybeden 9.300’den fazla Amerikalı askerin beyaz mermer mezar taşları, sıralar halinde İngiliz Kanalı’na bakıyor. Bu topraklar ABD tarafından yönetiliyor.

Normandy American Cemetery and Memorial (Amerikan Mezarlığı, Omaha Beach, Normandiya

Omaha Beach’te yürürken aklıma ANZAC askerleri ve Atatürk’ün o çok insani, çok dokunaklı sözleri geldi. Hem ANZAC’lar hem de Amerikan askerleri, nereye geldiklerini tam olarak bilmeden, vatanlarından çok uzakta, kendilerine ait olmayan topraklarda savaşmak zorunda kalmışlardı. Arkalarında ailelerini, sevdiklerini, gençliklerini bırakıp gelmişlerdi ve çoğu, evlerine dönemeden bu sahillerde hayatını kaybetmişti.

Atatürk’ün, Çanakkale’de hayatını kaybeden askerler için söylediği “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar… Burada bir dost vatanın toprağındasınız… Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” sözleri, Omaha Beach’te yürürken aklımdan geçti.

Bu sahilde yürürken, farklı cephelerde ve farklı ülkeler adına, farklı amaçlar için savaşmış olsalar da, vatanlarından uzakta hayatını kaybeden askerlerin yaşadıklarının birbirine ne kadar benzediğini düşündüm.

D-Day Müzelerininden biri, Omaha Beach, Normandiya

Omaha Beach’ten sonra tüm çıkarma plajlarını gezmek için vaktimiz olmadığı için Gold Beach bölgesindeki küçük tarihi kasaba Arromanches’ı örnek olarak seçtik ve buraya yöneldik.

ARROMANCHES

Burası, savaş sonrası Alliés’in Mulberry adı verilen yapay limanının kurulduğu yer olarak dikkat çekiyor; hala suda görülebilen beton iskele kalıntılarıyla bu başarının izleri kıyıda duruyor.

Arromanches, Normandiya

Arromanches’in tepesinde, Normandiya Çıkarması ve ardından gelen Normandiya Savaşı’nın 100 gününü anlatan 360 derece müze-sinema da bulunuyor. Burası dokuz ekranlı panoramik gösterimiyle ziyaretçiyi tarihsel görsellerle içine çeken özel bir mekân, ancak biz oradayken müze kapalıydı ve izleme fırsatımız olmadı.

  Normandiya Çıkarmasını temsil eden anıtlar, Arromanches, Normandiya

Gold Beach tarafında Arromanches’te kurulan yapay limanın kalıntıları hâlâ denizin içinde duruyor; bir zamanlar buradan yüz binlerce asker ve araç karaya taşınmış.

Arromanches, yapay liman kalıntıları, Normandiya

“Bu kadar üzüntü yeter,” deyip Omaha Beach’in ağırlığını arkamızda bırakarak Arromanches’in küçük kasabasına indik. Bir zamanlar Gold Beach çıkarmalarının merkezlerinden biri olan bu yer, bugün savaşın izlerini denizin içine serpiştirilmiş Mulberry yapay liman kalıntılarıyla hala canlı tutuyor. Kıyı boyunca uzanan yürüyüş yolunda küçük kafeler, balık restoranları sıralanıyor; tepelerden kasabaya bakınca hem tarih, hem de Normandiya’nın huzurlu gündelik hayatına tanık oluyorsunuz.

Arromanches’teki bu mural tüm duygulara tercüman oluyor

Sahilde deniz havasını içime çekerken, dalgaların kıyıya bıraktığı deniz kabuklarını sevgiyle izliyordum. Bir tanesi bir kayanın altına sıkışmıştı; eğildim, almaya çalıştım ama kaya o kadar ağırdı ki kımıldatamadım bile. Tam o sırada yakındaki bir martı usulca geldi. Kayanın altına girdi, gagasıyla o kabuğu çekip çıkardı ve tam önüme bıraktı. Benim duygularımı hissetti o da 😊Teşekkürler martı… Bir gün İstanbul’a gelirsen sana simit atarım 😊

Normandiya gezimiz boyunca çok farklı temalar bir araya geldi. Gelgit gibi doğa olaylarını gözlemlemek, okyanusa bu kadar yakın olmak ve Orta Çağ kasabalarının sokaklarında dolaşmak, yolculuğun doğal ve tarihsel yönünü oluşturdu. Bunun yanında, II. Dünya Savaşı’nın izlerini taşıyan çıkarma plajlarını görmek, yakın tarihe doğrudan tanık olma fırsatı sundu.

Gezi öncesinde Er Ryan’ı Kurtarmak ve Jeanne d’Arc’ın hayatını anlatan filmleri ve belgeselleri izlemiştik. Bu hikâyeleri önceden bilerek yola çıkmak, Rouen ve çıkarma plajlarında gördüklerimizi zihnimizde daha anlamlı bir yere oturtmamıza yardımcı oldu. Normandiya, bu yönüyle hem doğayı, hem de farklı dönemlere ait tarihi bir arada sunan özel bir rota.

BAYEUX

Bayeux’a doğru giderken içimizdeki hüznü bir kenara bıraktık; şehre vardığımızda bozulmamış Orta Çağ dokusunu görünce mutlu olduk. Merkeze yakın otellerden birinde kaldığımız için arabamızı otelin bahçesine park eder etmez, tarihi meydanın kalbine, katedrale doğru yürüyüşe geçtik.

Bayeux Notre Dame Katedrali, Normandiya

Bayeux, Normandiya’nın tarihi ve kültürel açıdan en zengin kasabalarından biri; hem Orta Çağ’dan kalma yapılarıyla hem de yakın tarihle ilgili önemli noktalarıyla dolu bir rota sunuyor. Kasabanın kalbinde yer alan Notre-Dame de Bayeux Katedrali, Romanesk ve Gotik mimarinin birlikte görüldüğü etkileyici bir dini yapı. Bayeux, II. Dünya Savaşı’nda büyük zarar görmeden kurtulduğu için, gotik katedrali ve eski sokakları bugün hâlâ masal gibi.

Şehrin en ünlü hazinesi, William’ın İngiltere’yi fethini anlatan Bayeux Duvar Halısı. Müze tadilat nedeniyle kapalı olduğu için göremedik ama Bayeux Duvar Halısı (Bayeux Tapestry) binlerce yıllık Norman fetih hikâyesini 70 metreden uzun bir pano üzerindeki sahnelerle anlatan bir şaheser.

Normandiya Savaşı Anı Müzesi (Memorial Museum of the Battle of Normandy) bizim kapalı olduğu için gidemediğimiz bir diğer müze oldu, ancak benzer bir müzeyi zaten gezdiğimiz için çok üzülmedik.

Bayeux, Normandiya
Bayeux, Normandiya
Bayeux, Normandiya

Bayeux, Normandiya

Normandiya bölgesi genelde yağmurlu havasıyla biliniyor ve biz de bu değişkenliği yolculuğumuz boyunca birebir yaşadık. İlk günlerde hava oldukça güzeldi; sonra birden serinledi, akşamına yağmur başladı. Dinan’da neredeyse tüm gün yağmur altında dolaştık. Ardından hava yeniden açtı ama bu kez soğuk kendini daha çok hissettirmeye başladı. Bayeux’a geldiğimizde rüzgâr ve serinlik iyice artmıştı; biz de katedral meydanındaki küçük, sıcak bir kafede çay söyleyerek biraz ısınmaya karar verdik.

Bayeux, Normandiya

Normandiya’da deniz ürünleri ve crêperie’ler yolculuğun en keyifli duraklarından biri oldu. Manş Denizi’ne bu kadar yakın olmanın etkisiyle istiridye, midye, deniz tarağı ve taze balıklar menülerde her yerde karşımıza çıktı; çoğu zaman tereyağı ve kremayla hazırlanan soslarla bölgeye özgü yumuşak bir tat kazanıyorlar. Küçük kasabalarda ise mutlaka bir crêperie’ye rastlıyorsunuz: karabuğdaylı tuzlu galetteler, ardından elmalı ya da çikolatalı incecik tatlı krepler…

Normandiya’ya özgü elma şarabı cider (sidre)’yi de denedik; sert, orta ve hafif olmak üzere üç farklı tonu var. Şaraptan çok, hafif gazlı ve alkollü bir elma suyunu andırıyor. En güzeli de, bu cider’ların çoğunun yerel çiftliklerde üretilmesi; marketten ziyade küçük üreticilerde ve çiftlik dükkânlarında bulunuyor olması, tadını daha da özel kılıyor.

Paylaşmak ister misiniz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir