
Kuzey Fransa, Normandiya ve Bretanya
10/02/2026
Güney Tirol Bölgesinde Yılbaşı Işıltısı
Tam yılbaşı ertesinde çıktığımız bu tatilde, noel marketlerinin ışıl ışıl süslemelerinin eşliğinde, kendimizi tarihin ve doğanın kucaklaştığı çok özel bir coğrafyada bulduk.
Kuzey İtalya’nın Güney Tirol (Südtirol) bölgesi, sadece görsel bir şölen sunmakla kalmıyor, aynı zamanda her sokağında geçmişin derin izlerini taşıyor.
Birinci Dünya Savaşı’na kadar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bir parçası olan, Germen kültürünün ve Almancanın hakim olduğu bu topraklar, 1919’daki Saint-Germain Antlaşması ile İtalya sınırlarına dahil edilmiş.
Bolzano’dan Vipiteno’ya kadar uzanan rotamızda gördüğümüz o meşhur “çift ruhlu” yapı, işte bu köklü değişimden besleniyor. Almanca tabelaların İtalyanca ile iç içe geçtiği, Alp disiplininin Akdeniz neşesiyle harmanlandığı ve her meydanın ayrı bir Orta Çağ hikayesi fısıldadığı bu rotada, yılbaşı haftasının ışıltısı altında muhteşem bir tatil yapmak mümkün.
Evet, 2026’nın ilk haftası İtalya’daydık ama inanın İtalya gibi değildi, sanki Avusturya ya da Almanya’daydık. Burası öyle bir yer ki, bir kafede kahvenizi yudumlarken masanıza gelen garson sizi hem ‘Guten Tag’ hem de ‘Buongiorno’ diyerek selamlayabiliyor. Mutfakta ise Viyana usulü şinitzel ile İtalyan raviolisi aynı menüde kardeşçe yer alıyor. Komik ama gerçek…
Bu yolculukta sadece siyasi sınırların değil, doğanın kendi çizdiği sınırların da büyüleyici değişimine tanıklık ettik. Gezimiz boyunca bizi bir kale gibi çevreleyen devasa Alp Dağları, rotamızın belirli noktalarında yerini dünyanın en estetik jeolojik oluşumlarından biri kabul edilen Dolomitler’e bıraktı.
Alpler’in o tanıdık, karlı ve heybetli sırtları; yerini aniden gökyüzüne doğru bıçak gibi yükselen gri kulelere devrettiğinde anlıyorsunuz ki, burası sadece bir dağ silsilesi değil, UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş bir doğa şaheseri. Milyonlarca yıl önce deniz tabanındaki mercanlardan yükselen bu ‘Solgun Dağlar’, gün batımında büründüğü kızıl tonlarla iyice büyüleyici bir hal alıyor.






Alpler, Avrupa’nın en büyük dağ silsilesi. Fransa, İsviçre, İtalya, Avusturya, Almanya ve Slovenya gibi birçok ülkeye yayılıyor bu sıradağlar. Dolomitler ise Alpler’in İtalya’nın kuzeydoğusunda Güney Tirol, Trentino ve Belluno bölgelerinde kalan belirli bir bölümü.
Alpler, daha klasik, devasa kar kütleleriyle kaplı, geniş sırtlı dağlar ama Dolomitler çok daha dramatik, dik, adeta bıçakla kesilmiş gibi duran kuleler, sivri zirveler ve derin uçurumlardan oluşan dağ yapıları. Bizim Ortisei (Val Gardena) civarında bu meşhur sivri kayalıkları görme şansımız oldu.
Yılbaşı Ruhu
Güney Tirol seyahatimizin en tatlı yanı, hiç şüphesiz tarçın ve karanfil aromalı sıcak şarap kokusunun sarıp sarmaladığı Noel pazarlarıydı. Bölgede Bolzano, Merano, Brixen ve Vipiteno noel pazarları, İtalya’nın en otantik ve en eski Noel durakları sayılıyor. Buradaki stantlarda Uzak Doğu malı plastik oyuncaklar yerine; yerel zanaatkarların elinden çıkmış ahşap oymalar, keçeden yapılmış şapkalar ve ev yapımı meyveli ekmekler (Zelten) bulabiliyorsunuz.



Bu pazarlar her yıl geleneksel olarak Kasım ayının son haftasında büyük bir törenle açılıyor ve 6 Ocak (Epifani Bayramı) akşamına kadar devam ediyor. Ancak küçük bir detay var, bu pazarlar 24 ve 25 Aralık günlerinde ya tamamen kapalı oluyor ya da çok erken saatte kapanıyor.
Eğer yılbaşı haftasında orada olacaksanız, 26 Aralık’tan itibaren tüm coşkunun yeniden zirveye çıktığını görebilirsiniz. Işık gösterileri, meydanlardaki canlı korolar ve dev çam ağaçları, Ocak ayının ilk haftasına kadar bu masalsı atmosferi ayakta tutuyor. Bizim de çoğu yerde yılbaşı ve noel ışıltılarının bittiği bir dönemde, yani Ocak ayının ilk haftasında bu rotayı seçme sebebimiz bu bölgenin hala yılbaşı ruhunu koruyor olmasıydı.
Güney Tirol Gezi Rotamız
Bu bölgeye bir tatil planlarken uçakla gidilebilecek en yakın noktalar, Avusturya’nın Innsbruck şehri veya İtalya’nın Verona, Venedik ya da Milano şehirleri. Sonrasında araba kiralanarak bu rotaya başlanabilir. Hoş, biz iki deli İstanbul’dan kalkıp araba ile gittik, o ayrı :) Hal böyle olunca tabii ilk gece Zagreb’de konaklayarak, ancak ikinci gün Bolzano şehrine vardık. Dönerken de İstanbul yolunda bir gece Belgrad’da konakladık. Siz nasıl tercih ederseniz öyle yaparsınız elbette, biz arabamızla gitmeyi ve dönerken bir dolu alışveriş yapmayı çok seviyoruz.
Güney Tirol bölgesinde gezmek için seçtiğimiz yerleri haritada gösterdim. Hepsi birbirinden güzeldi ama ille seçmek gerekirse galiba Brixen ve Ortisei favorilerim, onları hemen arkasından Bolzano ve Merano takip ediyor. Chiusa çok küçük bir yer, rotaya katmak şart değil. Vipiteno da güzel ama Chiusa kadar olmasa da yine küçük bir yer, yani belki o da elenebilir. Biz yine de bu haliyle bu rotadan büyük zevk aldık, bizi gerçekten mutlu eden bir tatil oldu.
Güney Tirol’de Nerede Kalınır
Biz bu bölgede epey bir otel araştırması yaptık ve merkez olarak tek bir yer seçip, diğer noktalara oradan gitmeyi uygun bulduk. İlk tercihimiz Brixen idi ama otel sayısının azlığı ve fiyatların yüksekliği bizi Bolzano şehrinde bir arayışa yönlendirdi. Sonunda Bolzano’da rahat edeceğimiz ve seveceğimiz bir otel bulduk.
Bu arada küçük bir not olarak ekleyeyim, bu tarihlerde bölgedeki oteller hem oldukça yoğun hem de fiyatları bizce ederlerinden bir hayli yüksek. Nispeten uygun olanı bulmak için biraz uğraşmak gerekiyor. 2-3 ay sonra yarı fiyatına iniyor bu oteller, yani yılbaşı zamanı ile kışın kayak yapılacak dönemler en yüksek fiyatlı olduğu zamanlar.
İşte bizim konakladığımız otel: Chrys Hotel, Bolzano





Dağ manzarası olan bir odamız ve uzun süre oturamasak da her sabah çıkıp etrafı seyredip tertemiz havayı içimize çektiğimiz kocaman bir balkonumuz vardı.
Açık ve kapalı otopark mevcuttu. Kahvaltı seçenekleri de fena sayılmazdı.
Bizim gibi bu dönemde bölgeyi gezmek için gidenler bu oteli tercih edebilir, biz memnun kaldık ama eğer planlarınızın içinde kayak yapmak da varsa, Ortisei-Val Gardena bölgesi sanki daha uygun bir konaklama seçeneği olur.
Şimdi gelin, rotamızdaki duraklara tek tek göz atalım. Almanca isimlerini parantez içinde verdim.
Güney Tirol’ün İncileri
Bolzano (Bozen): Kültürlerin Kesişme Noktası
Güney Tirol’ün kalbi Bolzano, İtalyan neşesi ile Alp disiplininin kusursuz bir karışımı. Şehrin merkezindeki Piazza Walther, yılbaşı döneminde devasa bir masal alanına dönüşüyor. Arkadaki heybetli katedral ve daracık şirin sokaklar, hem alışveriş yapmak, hem de bölgenin meşhur ev yapımı strudel’lerinin tadına bakmak için harika bir fon oluşturuyor.
Bolzano’da gezilecek yerler özetle şöyle:
- Piazza Walther: Şehrin ana meydanı ve sosyal merkezi. Renkli tarihi binalar, kafeler ve ortadaki Walther von der Vogelweide heykeliyle Bolzano’nun en canlı noktası.
- Bolzano Cathedral: Gotik tarzda yapılmış katedral, özellikle taş işçiliği ve renkli çatı kiremitleriyle dikkat çekiyor. İç mekândaki freskler ve vitraylar da oldukça etkileyici.
- South Tyrol Museum of Archaeology: Alp Dağları’nda bulunan 5300 yıllık buz adam Ötzi’nin sergilendiği müze. Bölgenin tarihine ve arkeolojisine ilgi duyanlar için en önemli duraklardan biri.
- Via dei Portici: Orta Çağ’dan kalma kemerli yürüyüş yollarıyla ünlü tarihi alışveriş caddesi. Butikler, kafeler ve geleneksel dükkânlarla dolu.
- Ritten Cable Car: Şehir merkezinden başlayıp Ritten platosuna çıkan teleferik. Yol boyunca Dolomitler ve Bolzano vadisinin manzarası oldukça etkileyici.
İşte fotoğraflarla Bolzano…



























Brixen (Bressanone): Tarihin ve Işığın Şehri
Bölgenin en eski şehri olan Brixen, barok mimarisiyle insanı hemen etkisi altına alıyor. Özellikle katedral meydanı ve piskoposluk sarayının avlusu, kış aylarında düzenlenen ışık gösterileriyle büyüleyici bir atmosfere bürünüyor. Orta Çağ’dan kalma dar sokaklarında yürürken, her köşede karşınıza çıkan sanat dolu detaylar burayı tam bir fotoğrafçı durağı yapıyor.
Bu masalsı şehirde gezip görülecek yerlerin listesini yazayım ama bence en güzeli tüm sokaklarına bodoslama dalmak ve her yeri karış karış arşınlamak. Her sokak ayrı bir sürpiz çünkü.
- Brixen Katedrali & Domplatz: Burası şehrin kalbi. Barok tarzda ama kökeni 10. yüzyıla kadar gidiyor. İçerideki tavan freskleri gerçekten çok etkileyici. Domplatz da çok güzel bir meydan.
- Hofburg Brixen Psikoposluk Sarayı: Burası hemen katedral meydanının yanında. Eskiden Prens-Piskoposların sarayıymış, şimdi ise müze olarak kullanılıyor. İçinde sanat koleksiyonları ve noel müzesi var. Bahçesi de çok güzel ve göz alıcı.
- Chiostro (Katedral Manastır Avlusu): Brixen Cathedral Cloister çoğu turistin kaçırdığı bir mücevher. Duvarlarda Orta Çağ freskleri var ve bunlardan bazıları 14. yüzyıldan kalma. Çoğunda İncil hikâyeleri resmedilmiş.
- Old Town – Eski Şehir Sokakları: Laubengasse en güzel sokaklardan biri ama tüm sokaklar bence gezmeye değer. Ara sıra kemerlere benzeyen arkadlı yürüyüş yolları çıkıyor karşınıza. Butikler, kafeler, pastaneler, ne ararsanız var. Güney Tirol atmosferi bu sokaklarda çok hissediliyor.
- Eisack Nehri Yürüyüş Yolu: Eisack River Promenade şehir içinde kısa bir doğa molası için ideal bir yer. Nehir boyunca yürüyüş yolu var ve çok sakin bir ortam.







Hofburg Brixen (Piskopos Sarayı) bu yıl Erna Valentini’nin yarattığı Oops maskotu ve ışık oyunlarıyla tam bir masal dünyasındaymışız gibi hissetiriyordu.











Brixen sokaklarında dolaşmak, hem o güzelim mimariyi, hem de o nefis doğayı içinize çekmek gibisi yok. Brixen, benim favori şehirlerimden biri oldu.














Brixen’de bir otelin üzerinde çok hoş bir mural var. Ve bu muraldeki sevimli filin bir de hikayesi var. Onu da anlatmadan geçmeyeyim, çünkü Brixen’deki bu ünlü fil motifli mural, şehrin tarihindeki ilginç bir olaya gönderme yapıyormuş.
Bugün Hotel Elephant olarak bilinen binanın cephesindeki fil resmi, 16. yüzyılda Avrupa’yı dolaşan gerçek bir filin burada konaklamasıyla ilişkiliymiş. Rivayete göre Portekiz’den Habsburg sarayına götürülen egzotik bir fil, Alp geçitlerini aşarken Brixen’de duraklamış ve halk için büyük bir merak konusu olmuş çünkü o dönem Avrupa şehirlerinde fil görmek neredeyse mucize sayılıyormuş. Bu sıra dışı ziyaret o kadar unutulmaz olmuş ki, konakladığı han zamanla “Fil Hanı” olarak anılmaya başlamış ve cepheye yapılan mural da bu anıyı yaşatmak için yapılmış.
Bugün fil figürü, hem otelin simgesi hem de Brixen’in tarihindeki bu şaşırtıcı karşılaşmanın görsel bir hatırası olarak görülüyor.




Chiusa (Klausen): Kayalara Yaslanmış Bir Orta Çağ Köyü
İtalya’nın en güzel köylerinden biri (Borghi più belli d’Italia) seçilen Chiusa, adeta zamanın durduğu bir yer. Nehir kenarına dizilmiş renkli evleri ve tepedeki görkemli Sabiona Manastırı ile burası, sanatçıların neden yüzyıllardır bu kasabaya hayran kaldığını kanıtlıyor. Sessiz, sakin ve küçük ama otantik bir durak burası.
Chiusa – Gezilecek Yerler özetle şöyle:
- Chiusa Old Town: Dar sokakları, pastel renkli evleri ve küçük meydanlarıyla çok iyi korunmuş bir Orta Çağ kasabası. Küçük olmasına rağmen oldukça fotojenik bir atmosfere sahip.
- Sabiona Monastery: Kasabanın üzerindeki kayalık tepede yer alan manastır Chiusa’nın en dikkat çekici yapısı. Yürüyerek çıkılan patika boyunca vadi manzaraları oldukça etkileyici.
- Parish Church of St. Andrew: Eski şehir içinde bulunan Gotik kilise özellikle ince uzun çan kulesiyle dikkat çekiyor. İç mekânda güzel freskler ve tarihi detaylar bulunuyor.
- Künstlerstädtchen Galleries: 19. yüzyılda birçok sanatçının burada çalışması nedeniyle Chiusa “sanatçı kasabası” olarak anılmaya başlamış. Bugün eski şehirde küçük sanat galerileri ve atölyeler görmek mümkün.



























