Kuzey İtalya: Garda Gölü Seyahat Notları

Balkanların Kadim Ritüeli: Kukeri Festivali

13/06/2026

Balkanların Kadim Ritüeli: Kukeri Festivali

13/06/2026


Alpler’in Eteğinde Bir Göl Hikayesi: Tarih, Doğa ve Huzur

İtalya’nın en büyük gölü olan Garda Gölü, uzun zamandır görmek istediğimiz yerlerden biriydi. Bir yanda dağların göl kıyısına kadar indiği etkileyici manzaralar, diğer yanda tarihi kasabalar, limon bahçeleri ve rengarenk sokaklar…

Hele ki bu kış Kuzey İtalya’ya gidip, o bölgedeki atmosferi beğenince, bu geziyi öne çekmek şart olmuştu bizim için 😊

2026 Kurban Bayramı tatilini fırsat bilip, sonunda bu planımızı gerçekleştirdik ve aşırı sıcakları saymazsak oldukça keyifli bir tatil oldu. Ülkemizdeki kaotik ortamdan uzaklaşıp biraz huzur aradığımız bir dönemde iyi geldi, ne yalan söyleyeyim. Gerçi her akşam otelde haber okumaca, X’deki yorumları takip etmece yapmadık da değil hani. Galiba insan tamamen de kopamıyor ülkesinin sorunlarından.

Neyse dönelim biz gezimize.

Bu seyahatte gölün çevresini dolaşarak birbirine az çok benzese de, yine de farklı karakterlere sahip o şirin göl kasabalarını keşfetme fırsatı bulduk.

Kimi zaman göl kıyısında sakin bir yürüyüş yaptık, kimi zaman tarihi kalelerin gölgesinde dolaştık, kimi zaman da bir meydanda oturup sadece manzaranın tadını çıkardık. Garda Gölü, tahmin ettiğimiz gibi insanı yavaşlamaya davet eden güzel bir bölgeymiş ve evet biraz da olsa sakinleşti ruhum orada.

Garda Gölü
Garda Gölü

Gelelim biz iki deli bu işi nasıl yaptık, o konuya…

Biz yine İstanbul’dan arabamızla yola çıkıp gittik taaa oralara. Ve bu sefer mola vermeden tam 22 saatte Verona’ya vardık. Normalde bu tür yolculuklarda Zagreb ya da Belgrad gibi bir yerde mola verip, ikinci gün hedefe ulaşırız ama bu sefer pek bir hevesliydik galiba bir an evvel varmak için. Bir de  evde çıkan bazı aksiliklerden dolayı planımıza birkaç gün geç başlamıştık, o yüzden daha fazla vakit kaybetmek istemedik sanırım.

Neyse, biraz eşim kullandı ben uyudum, biraz o uyudu ben kullandım derken, bir kerede gittik Verona’ya vallahi! (Bu arada eşim burayı okudu, “sen daha çok uyudun ama” diyor bana 😊 e, haklı da…)

22 saatlik rotamız © Google Maps


Evdeyken göl kenarındaki otellere çok bakmıştık ama fiyatı uygun olanları biz sevemedik, sevdiklerimiz de aşırı pahalı geldi. Zaten her gün bir göl kasabasında olup göle doyacağız, otelimiz de göl gören bir yerde olmayıversin ama istediğimiz kalitede olsun diyerek Verona’ya 15 dakika mesafede çok içimize sinen bir yer bulduk ve orada kaldık. Yolunuz düşerse gönülden tavsiye ederiz.

İşte otelimiz: Hotel La Caporala

Bu tatilde gezmeye karar verdiğimiz Garda Gölü şehir ve kasabaları şu şekildeydi.

Desenzano del Garda ve Peschiera del Garda şehir statüsüne sahipken, diğerlerinin hepsi kasaba.

Biz bu listeye bir de köy ekledik sonradan. Kaldığımız otelin sahiplerinin önerisi üzerine rotamıza giren Borghetto sul Mincio isimli ortaçağ köyü, “iyi ki”lerimizden oldu bu tatilde.

Garda Gölü Kasabaları Rotamız © Google Maps

Gezimizin bitişinde ise ayrı bir sürpriz vardı çünkü yolda beni çok mutlu eden bir yerde mola verdik. Benim en sevdiğim tatlıların başında gelen Tiramisu’nun ilk keşfedildiği şehir olan Treviso’ya uğrayıp, orada tiramisuyu ilk yapan pastanede “orijinal tiramisu”yu tatmak ve kanallarıyla adeta küçük bir Venedik diyebileceğim o güzel şehrin sokaklarında damağımda hala tiramisunun tadıyla yürümek, yıllar sonra bu geziye dair hatırlayacağım en güzel anıların arasına girdi.

Verona’dan Treviso’ya © Google Maps

Gelin şimdi gezdiğimiz şehir ve kasabalara ayrıntılı bir göz atalım.

Sirmione

Arabamızı tarihi bölgenin biraz gerisindeki bir otoparka koyduktan sonra yemyeşil bir yoldan yürüyerek Garda Gölü kıyısına ulaştık. Sirmione Kalesinden içeriye araba giremiyor, o yüzden tarihi bölgeye varmadan önce arabanızı bir yere bırakmanız gerekiyor. Turistlerin ilgi odağı olan bu kasabadaki otoparklar da epey dolu oluyor maalesef. Biz biraz şanslı günümüzdeydik herhalde, çünkü seçtiğimiz otoparka girebilen son iki arabadan biri olduk.

Bu arada ilginç bir bilgi vereyim. Dünyaca ünlü opera sanatçısı Maria Callas, 1950’li yıllarda en parlak dönemini yaşarken, spot ışıklarından ve paparazzilerden kaçmak için Sirmione’yi seçmiş. O yüzden de bugün kasabanın merkezindeki ana park onun adını taşımakta: Parco Maria Callas. İtalyan eşi Giovanni Battista Meneghini ile birlikte kasabada büyük, sarı bir villa satın almış ve hayatının en huzurlu yıllarını burada geçirdiğini söylemiş ünlü sanatçı.

Sirmione, şairlerin ve diktatörlerin de vazgeçilmezi olmuş ve tarih boyunca her dönemin elitlerini büyülemiş. Mesela Antik Roma’nın asi şairi Catullus, M.Ö. 1. yüzyılda buraya olan aşkını şiirlerinde anlatmış, İtalyan diktatör Benito Mussolini de kasabanın büyüleyici atmosferine hayran kalmış ve burayı sık sık gizli diplomatik görüşmeler ve kişisel kaçamaklar için bir üs olarak kullanmış.

Garda Gölü’nün güney ucunda, gölün içine doğru uzanan dar bir yarımada üzerinde kurulu olan Sirmione, günümüzde de bölgenin en popüler ve en ünlü kasabası.

Orta Çağ’dan kalma görkemli Scaliger Kalesi, Sirmione’nin girişinde sizi tüm heybetiyle karşılıyor.

Garda Gölü ve Verona bölgesinde 13. ve 14. yüzyıllarda Verona ve çevresini yöneten güçlü Della Scala (Scaligeri) hanedanına ait birkaç farklı kale bulunsa da, en ünlüsü ve ikonik olanı Sirmione kasabasında yer alan bu su kalesi.

Üç tarafı sularla çevrili olan Sirmione Scaliger Kalesinin en benzersiz özelliği, içinde Orta Çağ’dan kalan ve duvarlarla korunan tarihi bir iç limanının bulunması. Bu liman, Verona lojistik filosunun teknelerini saklamak için gölün içine inşa edilmiş.

Kaleye giriş sadece tarihi asma bir köprüyle sağlanıyor ve bu köprü kapandığında Sirmione’nin tarihi merkezinin dış dünya ile bağı tamamen kesiliyor.

Turistlere değişik tekne turları düzenleniyor. Mesela şöyle turlar var.

Kalenin oradan kasabanın içine girip, dar taş sokaklar boyunca ilerledikçe rengarenk dükkânlar, kafeler ve göl manzaraları size eşlik ediyor.

Termal suları, çiçeklerle süslü yürüyüş yolları, yemyeşil parkları, cicili bicili dükkanları ve romantik atmosferiyle Sirmione, Garda Gölü’nün kartpostalları andıran yüzünü temsil ediyor.

Kasaba aynı zamanda Roma döneminden kalma Grotte di Catullo kalıntılarıyla da tarih meraklılarını cezbediyor. Kalıntılar Sirmione yarımadasının en kuzey ucunda.

Biz o kadar ucuna 35 derece sıcakta yürümek istemedik açıkçası ama tarihseverler için buraya not düşmüş olayım.

Gerçekten hayran kaldığımız, belki de Garda Gölü’nün incisi diyebileceğimiz bir yerdi Sirmione. Tek sıkıntı bu güzelliği görmek için gelen kalabalıktan bazen bunalmamız oldu.

Kocaman meydanları ve cıvıl cıvıl renkleriyle içimizi açan bu kasabada günün büyük bir kısmını geçirdik.

Sirmione gezimizi tamamladıktan ve orada güzel bir öğle yemeği yedikten sonra hemen yanıbaşındaki Desenzano del Garda şehrine geçtik ve gün batımını da, akşamı da orada yaşadık.

Desenzano del Garda

Garda Gölü’nün en büyük yerleşimlerinden biri olan Desenzano del Garda, tarihi dokusu ile modern yaşamın canlılığını bir arada sunuyor. Zarif limanı, geniş meydanları ve hareketli sahil şeridi sayesinde bölgenin sosyal merkezi olarak kabul ediliyor. Roma döneminden kalma kalıntılar, tarihi kale ve şık mağazalar arasında dolaşırken hem kültürel, hem de modern bir İtalya deneyimi yaşamak mümkün burada.

Açıkçası şehre ilk girince hemen ısınamamıştım ama Porto Vecchio di Desenzano del Garda denilen yerdeki romantik ortamı görünce çok sevdim.

Porto Vecchio (yani Eski Liman) bölgesi, Desenzano del Garda şehrinin tarihi ve romantik kalbi olarak kabul ediliyor. Geçmişi en az 1274 yılına kadar uzanan bu iç liman, bir zamanlar Venedik Cumhuriyeti döneminde tahıl ticareti için hayati bir ticari merkez olarak hizmet vermiş. Günümüzde ise tarihi cazibesi, canlı göl kenarı atmosferi ve sunduğu harika fotoğraf kareleriyle şehri ziyaret eden turistlerin de, yerel halkın da favori mekanı olmuş.

Limanın Önemli Özellikleri

Bu rengarenk, cıvıl cıvıl ve romantik atmosferiyle Desenzano, Garda Gölü çevresindeki tatilimizde gördüğümz en güzel duraklardan biri olarak hafızamıza kazındı.

Şehrin bu bölgesini çok sevince bu manzaraya bakan bir yerde yemek yiyelim dedik.

Restorana hava kararmadan biraz önce oturduk ve yemek yedikten sonra biraz daha kalıp, gece manzarasını seyrettikten sonra kalkıp şehri gezmeye devam ettik.

Şehirdeki güzel bir meydanda konser vardı, biz de biraz orada durup, dans ederek eşlik ettik bildiğimiz şarkılara.

Sonrasında biraz daha gezip, canlı birkaç meydan ve sokak daha gördükten sonra bu güzel şehre veda ettik.

Ertesi günkü planda Riva del Garda ile Limone sul Garda vardı. En heyecanla beklediklerimden olan bu kasabalar bizim bu tatilde gerçekten en sevdiğimiz favori yerlerden oldular.

Riva del Garda

Garda Gölü’nün kuzey ucunda yer alan Riva del Garda, gölü çevreleyen yüksek dağların görkemli manzarasıyla diğer kasabalardan ayrılıyor. Daha kasabaya arabayla giriş yaparken bile burayı çok seveceğimi hissetmiştim.

Riva del Garda, Garda Gölü’nün en kuzey ucunda, Alplerin eteklerinde yer alan jeostratejik konumu nedeniyle tarih boyunca kuzey ve güney Avrupa arasındaki ticaret ile askeri geçiş yollarını kontrol eden çok önemli bir sınır kasabası olmuş. Kasaba, yüzyıllar boyunca sürekli el değiştirerek zengin ve kozmopolit bir kültürel miras biriktirmiş

Avusturya-Macaristan etkilerinin hissedildiği mimarisi, geniş meydanları ve o upuzun sahil şeridiyle diğerlerinden biraz daha farklı bir karaktere sahip bu kasaba. Estetik olarak da en çok beğendiklerimizden oldu burası.

Riva del Garda, ayrıca hem doğa severlerin hem de spor tutkunlarının gözdesiymiş. Rüzgârlı yapısı sayesinde yelken ve rüzgâr sörfü için Avrupa’nın önemli merkezlerinden biri kabul edilen Riva del Garda, aynı zamanda yürüyüş ve bisiklet rotalarıyla da öne çıkıyor.

Pek çok göl kasabasında olduğu gibi burada da plaj vardı ve biz o sıcakta etrafı gezerken göle girip serinleyen insanlara imrenmedik değil hani :)

Şu aşağıdaki manzara bu kasabayı gezmeye karar verme sebebimdi. İnternette kasabanın bu açıdan çekilmiş fotoğrafını görünce, hemen eklemek istemiştim burayı rotamıza ve iyi ki de öyle yapmışım.

Dağlar ve göl arasında sıkışmış bu etkileyici kasaba, benim bu gezide en sevdiğim yerlerden biri oldu. Dağların yamacındaki konumundan dolayı, efil efil bir havası vardı Riva’nın.

33 derecede gezdiğimiz bu tatilde sıcaktan bunalmadığımız tek yer burası oldu.

Devasa dağların gölgesinde oturup, gölde sefer yapan vapurları seyretmenin keyfi, bu tatilden kalan en güzel anılarım arasında yerini aldı bile.

Riva’dan akşamüstü ayrılıp, hemen yanıbaşındaki Limone kasabasına geçtik aynı gün.

Limone sul Garda

Yine Riva gibi, dik yamaçların göl kıyısına kadar indiği etkileyici bir coğrafyada kurulu olan Limone sul Garda, Garda Gölü’nün en fotojenik kasabalarından bir diğeri ve iyi ki katmışız burayı listemize.

Teraslar üzerine kurulu limon bahçeleri, rengarenk boyalı evler ve göle bakan dar sokaklar Limone’ye benzersiz bir görünüm kazandırıyor. Özellikle kıyı boyunca uzanan yürüyüş yolu ve göl manzaralı meydanları, ziyaretçilere Garda Gölü’nün en huzurlu köşelerinden birini sunuyor.

Limone kasabasının ismi, ilk bakışta doğrudan İtalyanca “limon” (limone) kelimesinden geliyor gibi görünse de işin aslı köklü bir tarihsel tesadüfe dayanmakta.

Kasabanın isminin kökeni hakkında öne çıkan iki güçlü tarihi açıklama bulduk.

Büyük Bir Rastlantı: Limon Bahçeleri
Kasaba, 10. yüzyıla ait belgelerde henüz bölgede limon yetiştirilmiyorken bile “Limon” veya “Limono” olarak anılmaktaymış. Limon ağaçları bölgeye çok daha sonra, 13. yüzyılda getirilmiş. Zamanla kasaba muazzam limon bahçeleriyle dolmuş, narenciye ticaretinin merkezi haline gelmiş ve ismiyle üretimi harika bir tesadüfle eşleşmiş.

Ve kasaba, 1904 yılında bugünkü resmi adı olan Limone sul Garda ismini almış.

Kasabanın adı limondan gelmiyor olabilir ama bugün Limone’ye gittiğinizde bunun aksine inanmak oldukça zor çünkü gerçekten her yerde limon var – souvenirlerden dondurmaya, sabunlardandan limon likörüne kadar.

Bu arada kasabanın kuzey sınırında gölün üzerindeki dik kayalıklara çelik halatlarla tutturulmuş, suyun 50 metre üzerinde “havada asılı duruyormuş” hissi veren olağanüstü bir bisiklet ve yürüyüş yolu (Ciclopedonale Limone sul Garda) varmış. Biz göremedik ama bu yol hakkındaki bilgileri buraya not düşelim.

Tam Olarak Nerede Başlıyor ve Bitiyor?

Bu güzel kasabada gezip dolaşıp, akşam yemeğimizi yedikten sonra tam ayrılacakken şu ilanı görmemiz büyük bir sürpriz oldu.

Meğer o akşam hem konser, hem de gölde havai fişek gösterisi varmış. Tabii hemen göl kenarında bir kafede oturup, kurulan sahnedeki konseri dinleyerek saatin 22:00 olmasını bekledik. Sonuçta mükemmel bir havai fişek gösterisi izledik. Bir yanımız gündüz görüp fotoğrafladığımız kuşları ve ördekleri düşünüp, şimdi ne korkuyorlardır diye üzülürken, diğer yanımız da havadaki o ışık dansına hayran kaldı, ne yalan söyleyeyim…

İşte o gösteriden birkaç kare fotoğraf ve video…

Birkaç video da paylaşayım. Gerçekten oldukça görkemli bir havai fişek şovu yaptılar.

Limone kaldığımız yere en uzak olan kasabaydı. Geceyi böyle renkli bir şekilde bitirip, yolumuz epey uzun olduğu için bu gösterinin ardından otelimize doğru yola koyulduk.

Paylaşmak ister misiniz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir