Kuzey Fransa, Normandiya ve Bretanya

Norveç Fiyordları Gezisi
27/10/2025
Norveç Fiyordları Gezisi
27/10/2025

MONT SAINT- MICHEL

Bayeux’tan sonra rotamızın en etkileyici noktalarından biri olan, Mont Saint-Michel’e doğru yola koyulduk. Fransa’nın kuzeybatı kıyısında denizle karanın buluştuğu dar bir adacık üzerine kurulmuş bu ortaçağ manastırı ve kasabası, gelgitlerle çevresi adeta her gün iki kez değişen bir masal diyarına dönüşüyor. Burası sadece mimarisiyle değil, tarih boyunca bir hac yeri olarak da önem taşıyor; dar sokakları, taş evleri ve tepedeki manastır yapısı, gelgitin getirdiği ışıkla birlikte uzun süre aklınızda kalacak bir görsel şölen sunuyor.

Mont Saint-Michel, Normandiya

Araba ile yolda ilerlerken, kırsalın ortasında Mont Saint-Michel’in o ince, yüksek kulesi uzaktan göründüğü an içimi tarif etmesi zor bir heyecan kapladı. Yaklaştıkça bu duygu daha da arttı. Arabamızı geniş otopark alanına bıraktık; turizm ofisinin önünden adaya giden shuttle servisler vardı, normalde yürüyerek yaklaşık 30 dakika süren bir yol. Erken gitmiş olmamızın verdiği sakinlikle mi, yoksa aceleciliğimizden mi bilmiyorum, servisi beklemeden yürümeye karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız. Uzun tahta köprüden adaya doğru ilerlerken rüzgâr oldukça sertti ama yol çok güzeldi. O saatlerde deniz çekilmişti; köprünün altı sularla değil, farklı renklerde çamurlu topraklarla kaplıydı. Martılar özgürce uçuyor, manzara her birkaç adımda bir durup fotoğraf çekme isteği uyandırıyordu. Adaya varana kadar geçen o yürüyüş, gezinin en keyifli anlarından biri oldu ve “iyi ki yürümüşüz” dedik.

Mont Saint-Michel‘e giden köprü görülebilir
Mont Saint-Michel, Normandiya

 Dönüşte rüzgâr iyice artınca bu kez servisi kullandık. Sabah erken saatlerde neredeyse sakin olan Mont Saint-Michel’in, dönüşte kalabalıkla dolduğunu görmek de buranın yaz kış nasıl yoğun olduğunu gösteriyordu; yazın ise adeta iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık olduğunu hayal etmek zor değildi.

Mont Saint-Michel, gel-git
Mont Saint-Michel, gel-git

Manastırın tarihi 8. yüzyıla kadar uzanıyor. Rivayete göre, 708 yılında Avranches Piskoposu Aubert’in rüyasına Başmelek Mikail (Saint Michel) girer ve ona bu kayalık ada üzerine bir ibadet yeri yapmasını emreder. Bunun üzerine burada küçük bir şapel inşa edilir ve ada, Mikail’e adanarak “Mont Saint-Michel” adını alır.

Mont Saint-Michel Manastırı, Normandiya
Mont Saint-Michel, Normandiya

966 yılında Normandiya Dükü I. Richard’ın desteğiyle Benedikten keşişleri adaya yerleşir ve Mont Saint-Michel, önemli bir hac merkezine dönüşür. Yüzyıllar boyunca yapı sürekli genişletilir, Romanesk ve Gotik mimarinin en güzel örnekleri eklenir. En dikkat çekici bölüm, 13. yüzyılda inşa edilen ve “La Merveille” (Harika) olarak adlandırılan çok katlı manastır yapısıdır. Yüz Yıl Savaşları sırasında (1337–1453) Mont Saint-Michel, güçlü surları sayesinde İngilizler tarafından ele geçirilemeyen nadir yerlerden biri olur ve bu da ona Fransa tarihinde sembolik bir direnç anlamı kazandırır.

Biraz da çamurda yürüyelim 😊

Fransız Devrimi döneminde manastır kapatılır ve uzun süre hapishane olarak kullanılır. 19. yüzyılda tarihi değeri yeniden anlaşılır, restorasyon çalışmaları başlar ve yapı tekrar korunmaya alınır. 1979 yılında Mont Saint-Michel ve çevresi UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girer.

Bugün Mont Saint-Michel Manastırı, hem mimarisi hem de bin yılı aşan tarihiyle, Fransa’nın en çok ziyaret edilen anıtlarından biri.

Mont Saint-Michel, Normandiya

Mont Saint-Michel’de olmak mucize gibi. Çünkü zaten Mont-Saint Michel için yüzyıllardır Fransızca’da mucize anlamına gelen “La Marveile” deniliyor. Gelgitlerle bazen ada bazen kara parçası olması zaten sihirli gibi, OrtaÇağ’da bu kadar zor bir kayalık tepenin üzerine böylesi büyük bir manastırın inşa edilmiş olması inanılır gibi değil.

Mont Saint-Michel’de gerçekten yaşayan insanlar var (yaklaşık 25–30 kişi), ama burası asıl olarak turizme yönelik ticaretin yoğun olduğu bir dünya mirası köyü. Sokaklarda hediyelikçiler, kafeler ve birkaç otel olsa da; adadaki nüfus, özellikle turist sayısına göre çok az.

Her gezgin, dünyada ayak bastığı her köşeye kalbinden küçük bir parça bırakır derler; ben de o gezginlerden biriyim. Bu gidişle bıraka bıraka yakında bende kalp kalmayacak 😊

Mont Saint-Michel’de geçirdiğimiz o sürede, taş sokakların, gelgitlerle çevrilen manastırın ve gökyüzüne uzanan silüetin arasında yine kalbimin bir parçasını usulca orada bırakırken sanki Saint-Michel de bunu anlamış gibi, tam ayrılacağımız sırada denizin üzerinde  dönen sığırcık kuşları gökyüzünde bir kalp şekli oluşturdu. Rüzgâr, deniz ve kuşlar tek bir karede birleşti. Ben de bu mucizevi anı ölümsüzleştirmeden geçemedim.

Mont St.Michel, Normandiya

SAINT MALO

Saint-Malo, bu gezide beni en çok etkileyen ikinci yer oldu. Burada gelgite tanık olmak gerçekten unutulmazdı.

St.Malo, Normandiya
St.Malo, Normandiya

Saint-Malo, Fransa’nın kuzeyinde, Manş Denizi kıyısında yer alıyor ve Fransa’daki en belirgin gelgitlerin yaşandığı şehirlerden biri. Deniz günde iki kez alçalıyor, iki kez yükseliyor. Bu büyük seviye farkı sayesinde bazen adacıklara yürüyerek ulaşabiliyor, birkaç saat sonra ise aynı yerleri tamamen suyun kapladığını izliyorsunuz. İzlemesi çok etkileyici, insanda derin bir hayranlık bırakıyor.

St.Malo, Normandiya
St.Malo, Normandiya
St.Malo, Normandiya

Yüksek taş surların içine kurulmuş, adım attığın anda seni Orta Çağ’a götüren bir yer. Dar taş sokaklar, granit evler, küçük dükkânlar ve denizi her an hissettiren manzaralar… Surların üzerinde yürürken bir yanda uçsuz bucaksız Manş Denizi’ni, diğer yanda çatılarla dolu eski şehri izliyorsun. Özellikle gelgit sırasında eski şehir bambaşka bir güzelliğe bürünüyor; deniz yükseldikçe surlar bir ada gibi kalıyor. Bence Saint-Malo’yu Saint-Malo yapan en özel yer tam olarak burası.

Surlardan bir kesit, St.Malo, Normandiya
Surlardan bir kesit, St.Malo, Normandiya

Eski şehirde, her yere yürüyüş mesafesinde bir otelde kaldığımız için Saint-Malo’yu gerçekten yaşayarak gezdik. Surlara çıkıp şehri çepeçevre yukarıdan dolaştık, sonra kumsala inip gelgitin ortaya çıkardığı sahilde yürüdük. Birkaç saat önce deniz olan yerde yürümek çok etkileyiciydi.

Öğleden sonra plajda deniz epey çekilince arkada görülen adaya yürüyerek gidilebiliyor. Grand Bé ve Petit Bé Adaları, St.Malo, Normandiya
Sabah saatlerinde ise ada tamamen sular ile çevriliyor, St.Malo, Normandiya

İkinci Dünya Savaşı’nda büyük zarar gören Saint-Malo, bugün aslına uygun şekilde çok güzel restore edilmiş.

Saint-Malo’da görülebilecek önemli tarihî eserler ve yerler şu şekilde:

Saint-Vincent Katedrali – Gotik ve Romanesk tarzda inşa edilmiş bu katedral, eski şehir merkezinde 12. yüzyılda inşa edilen bu katedral, Romanesk ve Gotik mimarinin güzel bir karışımına sahip. Donanmış vitraylar, tarihi heykeller ve Jacques Cartier ile korsan Duguay-Trouin’un mezarları gibi ilginç detaylar bulunur. Katedral, II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar görmüş ama sonra özenle restore edilmiş.

Saint-Vincent Katedrali, St.Malo, Normandiya
Ahşap kazıklar, St.Malo, Normandiya

Saint-Malo kıyılarında denizin içinde görülen ahşap kazıklar, bölgenin yüzyıllardır süregelen balıkçılık geleneğinin bir parçası olan pêcherie adı verilen sabit balık tuzaklarına ait yapılar. Güçlü gelgitler sırasında deniz yükseldiğinde balıklar bu alanların içine girer, su çekildiğinde ise kazıklar ve aralarındaki düzenekler sayesinde içeride kalırlar. Günümüzde bu yapıların bir kısmı artık aktif olarak kullanılmasa da, Saint-Malo’nun denizle kurduğu tarihi ilişkinin ve kıyı kültürünün izlerini taşımaya devam ediyor.

Bu ahşap kazıklar aynı zamanda tam anlamıyla bir dalgakıran olmasalar da, dalga enerjisini parçalayarak kıyıya ulaşan etkinin zayıflamasına katkı sağlıyor. Dalgayı tamamen kesmek yerine, hızını düşürerek küçük ölçekte erozyonun azalmasına yardımcı oluyorlar. Asıl dalga koruması ise Saint-Malo’nun ünlü taş surları ve kıyı setleri tarafından sağlanıyor; denizdeki kazıklar bu savunmanın ana unsuru değil, daha çok balıkçılık işlevinin yanında ikincil bir koruyucu etki yaratan geleneksel yapılar.

 Château de Saint-Malo (Saint-Malo Kalesi) – Brittany Dükleri tarafından inşa edilen bu ortaçağ kalesi eski şehir girişinde duruyor. İçinde şehrin tarihini anlatan müzeler de var. Eski şehrin kalbinde yer alan bu ortaçağ kalesi, 15. yüzyıldan kalma bir yapı ve bugün içinde Saint-Malo Tarih Müzesi (Musée d’Histoire de la Ville) bulunuyor. Burada şehrin denizcilik geçmişi, korsan hikâyeleri ve günlük yaşamla ilgili zengin koleksiyonlar sergileniyor.

Grand Bé ve Petit Bé Adaları – Düşük gelgitte yürüyerek ulaşılabilen bu küçük adalarda tarihî kalıntılar ve yazar François-René de Chateaubriand’ın mezarı var.

Fort National – Vauban tarafından 17. yüzyılda denizi korumak için yapılmış küçük bir kale. Düşük gelgitte yürüyerek ulaşabiliyorsunuz ve manzarası harika.

Solidor Kulesi – Bir zamanlar denizi kontrol etmek için yapılan ortaçağ kulesi.

Müzeler:Terre-Neuvas Müzesi – Saint-Malo’nun balıkçılık ve denizcilik geçmişini anlatır. Jacques Cartier Müzesi – 16. yüzyıl kaşifi Jacques Cartier’ın hayatını ve seyahatlerini anlatır. Şehir Tarih Müzesi (Musée d’Histoire de la Ville) – Saint-Malo’nun tarihini ve kültürünü gösteren eserleri barındırır.

 Surlar ve Ramparts (Les Ramparts)

Saint-Malo’yu çevreleyen bu geniş taş surlar, şehrin en karakteristik özelliği. Üstlerinde yürüyerek eski şehir, liman ve çevredeki adaların panoramik manzarasını izleyebilirsiniz. Hem tarihî bir deneyim, hem de fotoğraf için mükemmel bir yer.

Biz öğlen saatlerinde Saint-Malo’ya vardığımızda deniz çekilmişti. Sahil neredeyse tamamen kumla kaplıydı ve su oldukça uzaktaydı. Gelgit saatlerine baktığımızda akşam 8 civarında denizin dolmaya başlayacağını, gece 2’de ise en yüksek seviyeye ulaşacağını okuduk. Planımız, akşam yemeğinden sonra tekrar surlara çıkıp denizin dönüşünü izlemekti.

St. Malo, Normandiya
St. Malo, Normandiya

Saint-Malo’daki plajlar, kentin surlarıyla Manş Denizi arasında uzanan farklı özelliklere sahip sahil alanlarından oluşuyor. Plage de Bon Secours, gelgit sırasında ortaya çıkan doğal deniz havuzları ve kıyıya yakın adacıklarıyla öne çıkıyor; Plage du Môle rüzgârdan daha korunaklı yapısıyla yüzme için daha elverişli bir seçenek sunuyor. Şehrin en uzun sahili olan Plage du Sillon, ince kumlu yapısı, düzenli yürüyüş yolu ve gelgitlere bağlı olarak sürekli değişen kıyı çizgisiyle dikkat çekiyor. Bu plajlar, Saint-Malo’nun tarihi surlarıyla sahil yaşamını aynı çerçevede görmek isteyenler için kentin denizle kurduğu ilişkiyi açık biçimde yansıtıyor.

Gece yağmur başladı. Buna rağmen surlara çıktık. Karanlıkta, yağmurun altında dalgaların surlara çarpışını izlemek bambaşka bir histi. Hem hayranlık duyduk, hem de açıkçası biraz ürktük. Rüzgâr, sesler ve yükselen su birleşince ortam oldukça etkileyiciydi. “Sabah tekrar bakarız” deyip ıslanmış halde koşa koşa otele döndük.

Sabah erken kalkıp, saat sekiz gibi tekrar surlara çıktığımızda bu kez bambaşka bir manzara vardı. Gece boyunca deniz yükselmiş, dalgalar surların eteklerini döve döve yalamıştı. Bir gün içinde denizi hem tamamen çekilmiş halde görmek hem de karanlıkta yükselip surlara vururken izlemek… Gelgiti iki farklı yüzüyle yaşamış olmanın mutluluğu ve heyecanıyla Saint-Malo’dan ayrıldık.

DINAN

Sabah St. Malo’dan ayrıldıktan sonra Bretanya’nın en güzel şehirlerinden biri olduğunu düşündüğüm Dinan’a doğru yola koyulduk. Gezimiz boyunca yağmura yakalandığımız tek şehir burası oldu. Yağmur yüzünden sokaklar sakindi, ortalıkta çok fazla insan yoktu. Bu da Dinan’ı gezerken sanki şehir sadece bize aitmiş gibi, çok özel ve dingin bir his verdi.

Dinan, Normandiya
Dinan, Normandiya

Dinan, Bretanya bölgesinin en iyi korunmuş Orta Çağ kasabalarından biri. Yüzyıllardır ayakta kalan surları, taş evleri ve dar sokaklarıyla adeta zamanın durduğu bir yer. Orta Çağ’da ticaret ve savunma açısından önemli bir merkez olan şehir, bugün “Sanat ve Tarih Şehri” unvanına sahip.

Dinan, Normandiya

Şehrin en etkileyici yanlarından biri hâlâ yürünebilen uzun surları. Bu surların üzerinde dolaşırken hem eski şehri, hem de Rance Vadisi’ni yukarıdan izlemek mümkün. Eski şehrin içinde 14. yüzyıldan kalma kale, saat kulesi ve Saint-Sauveur Bazilikası gibi önemli yapılar bulunuyor. Ancak Dinan’ın ruhu en çok eski şehri limana bağlayan meşhur Rue du Jerzual’da hissediliyor.

Dinan, Normandiya
Dinan, Normandiya
Dinan, Normandiya
Surlar, Dinan, Normandiya

Eski şehirden aşağı inip, nehir kıyısındaki Rue du Jerzual’a ulaştığımızda Rance Nehri boyunca sıralanan taş evler ve sudaki yansımaları o kadar güzeldi ki, uzun süre durup sadece izledik. Yağmur altında, sessiz sokaklarda yürürken taş evlerin, ahşap cephelerin ve pencerelerden sızan loş ışıkların oluşturduğu manzara Dinan’ı gözümüzde daha da büyülü kıldı. Dinan, sadece gezilecek yerleriyle değil, insana hissettirdiği o eski zaman duygusuyla da gezinin en unutulmaz duraklarından biri oldu.

Çatıları bile karakterli olan şehir Dinan, Normandiya
Dinan Şatosu, Dinan, Normandiya

Orta Çağ dokusunu en iyi hissettiren yerlerden biri de Dinan Şatosu. 14. yüzyılda kenti korumak amacıyla inşa edilen bu yapı, kalın taş duvarları ve silindirik kuleleriyle daha ilk bakışta savunma odaklı bir mimariye sahip olduğunu belli ediyor. Surlarla bütünleşen şato boyunca yürürken, Dinan’ın stratejik konumunun neden bu kadar önemli olduğunu anlamak zor olmuyor; bir yanda eski kent sokakları, diğer yanda Rance Vadisi uzanıyor. Bugün müze olarak kullanılan şato, sadece askeri geçmişi anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda Orta Çağ’da kentin günlük yaşamına dair ipuçları da sunuyor ve Dinan gezisinin tarih tarafını tamamlayan duraklardan biri olarak öne çıkıyor.

SAINT SUZANNE

Saint-Suzanne, bizim için sürpriz bir durak oldu. Le Mans’a doğru giderken hem yolun tam ortasında bir mola, hem de görmeden geçsek gitsek üzülürmüşüz dediğimiz bir yerdi.

 Fransa’nın batısında, Mayenne ilinde yer alan küçük ama çok etkileyici bir Orta Çağ köyü. Daha köye yaklaşırken bile, kayalık bir tepenin üzerine kurulmuş surları ve taş evleriyle uzaktan kendini hemen belli ediyor.

St.Suzanne, Normandiya
St.Suzanne, Normandiya
St.Suzanne, Normandiya
St.Suzanne, Normandiya

Köyün içine girdiğinde ilk dikkat çeken şey sessizlik. Dar taş sokaklar, alçak evler ve çiçeklerle süslenmiş pencereler var. Her şey çok sade ama çok özenli. Burada hayat yavaş akıyor; aceleye yer yok. Köy, uzun süre İngilizlere karşı direnişiyle biliniyor ve bu tarih hâlâ surlarda ve kale kalıntılarında hissediliyor.

St.Suzanne, Normandiya

Surların üzerinden aşağıya baktığında Erve Vadisi ve çevredeki yeşillikler görünüyor. Manzara oldukça geniş ve huzurlu. Köyün merkezinde küçük bir kilise, birkaç kafe ve atölye var; ticari bir kalabalık yok ama her şey yerli yerinde.

St.Suzanne, Normandiya

Saint-Suzanne, büyük bir gezi noktası gibi değil; daha çok durup soluk alınan, sessizliğiyle akılda kalan bir yer. Rennes gibi şehirlerden sonra gelince, insan burada zamanın gerçekten yavaşladığını hissediyor.

RENNES VE LE MANS

Artık yavaş yavaş gezimizin sonuna doğru yaklaşırken eski şehir meydanlarının etkileyici olduğunu düşündüğüm iki şehri de rotamıza ekledik. Biri Bretanya’nın başkenti olan Rennes, diğeri ise artık başka bir bölge olan Pays de la Loire’de yer alan Le Mans. Le Mans’ın eski şehir dokusu oldukça etkileyiciydi ancak Rennes konaklama yapmadan yarım gün gezilse daha yerinde olur dediğim bir şehir oldu.

Rennes, Normandiya
Rennes, Normandiya

Rennes’e vardığımızda şehir sakin ve düzenli bir izlenim verdi. Yavaş akan bir hayat vardı. Eski şehir merkezine doğru yürüdükçe, yarı ahşap evler ve dar sokaklar dikkat çekmeye başladı. Orta Çağ’dan kalma bu yapılar, Rennes’in tarihini hâlâ taşıdığını hissettiriyordu.

Rennes Surları, Rennes, Normandiya

Rennes surları, kentin Roma dönemine uzanan savunma geçmişini yansıtan en eski yapılardan biri olarak biliniyor. İlk surlar 3. yüzyılda, Roma kenti Condate’yi barbar akınlarına karşı korumak amacıyla inşa ediliyor ve Orta Çağ boyunca onarılarak güçlendiriliyor. Zamanla kent büyüdükçe surların büyük bir kısmı ortadan kalksa da, günümüze ulaşan kalıntılar Rennes’in askeri ve stratejik önemini hatırlatan tarihî izler olarak varlığını sürdürüyor.

Rennes, Normandiya

Parlement de Bretagne binası şehrin en belirgin yapılarından biriydi. Önünde biraz durup etrafı izledik. Ardından Saint-Anne Meydanı’na geçtik. Meydan oldukça hareketliydi; kafeler doluydu ve şehirde genç nüfusun fazla olduğu hemen fark ediliyordu.

Saint-Pierre Katedrali, Rennes, Normandiya

1720’de büyük bir yangın geçirmiş; bu yüzden şehirde ortaçağ ve klasik dönem mimarisi yan yana. Yani alışık olduğumuz ayrı bir eski şehir dokusu yok. Ama aralara serpiştirlmiş gibi duran o evler yok mu, her biri sanat eseri.

Rennes, ilk bakışta çok iddialı görünmeyen ama zaman geçirdikçe kendini hissettiren bir şehir. Bretanya bölgesini tanımak için iyi bir durak olduğunu düşünerek şehirden ayrıldık.

Le Mans’a geldiğimizde şehir sakin ve düzenli görünüyordu. Eski şehre karşıdan bakan bir otelde kaldığımız için yürüyerek katedral meydanına ulaşmamız beş dakikamızı aldı.

Le Mans, Fransa
Le Mans, Fransa

Eski şehir bölgesi olan Cité Plantagenêt’e doğru yürüdük. Taş sokaklar, eski evler ve katedral çevresi şehrin tarihini açıkça gösteriyordu. Bu bölümde dolaşırken Le Mans’ın Roma dönemine kadar uzanan geçmişini hissetmek mümkündü. Şehrin modern yüzü ise daha çok 24 Saat Le Mans yarışıyla kendini hatırlatıyordu. Genel olarak Le Mans, gösterişten uzak, tarihi dokusunu koruyan ve sakin bir atmosfer sunan bir şehir izlenimi bıraktı. Eski şehir bölgesi olan Cité Plantagenêt’in merkezinde yükselen Saint-Julien Katedrali, tüm bölgeye hâkim. Katedralin çevresinde dolaşırken, Le Mans’ın yüzyıllar boyunca nasıl bir şehir olduğunu hayal etmek kolaylaşıyor. Aşağı şehre bakan noktalardan bakıldığında ise Sarthe Nehri ve modern Le Mans manzarası görülüyor; bu da eskiyle yeninin farkını çok net hissettiriyor.

Le Mans, Fransa
Le Mans, Fransa

Bu arada dediğim gibi çok hareketli bir şehir değil. Cité Plantagenêt gerçekten yaşayan bir mahalleden çok korunmuş bir tarih alanı gibi. Yani çok sayıda bar, mağaza, zincir kafe yok; akşamları insanı tutacak ticari bir hareketlilik yaratılmamış. Bu da bilerek yapılmış bir tercih gibi sanki.

Buna ek olarak, Le Mans turistik bir şehir ama kitlesel turizm alan bir yer değil. Paris, Mont-Saint-Michel ya da sahil şehirleriyle kıyaslanınca, buraya sırf gezmek için gelen insan sayısı az. Ziyaretlerin çoğu kısa süreli ve genellikle gündüz saatlerinde.

Bir diğer neden de şehir hayatının merkezinin aşağıda, yeni şehirde olması. Kafeler, restoranlar, üniversite hayatı ve günlük hareketlilik daha çok modern Le Mans’ta yoğunlaşmış. Eski şehir ise daha çok gezilen, dolaşılıp çıkılan bir alan olarak kalıyor.

Saint-Julien Katedrali, Le Mans, Fransa

Le Mans’ta kentin siluetine hâkim olan Saint-Julien Katedrali, eski şehirde dolaşırken insanın yolunu doğal olarak kendine çeken, son derece devasa bir yapı olarak karşısına çıkıyor. Romanesk ve Gotik mimarinin bir arada görüldüğü katedralin içinde gezerken neden bu kadar devasa yapmışlar diye düşünmeden edemedik.

Dar sokaklar, taş evler ve surlar kalabalıkla dolduğunda büyüsünü kaybedebilirdi. Bu yüzden sessiz sakin sokaklarda gezmek çok keyifliydi. Le Mans’ın eski şehri sessizliğiyle etkileyici. Hareketli olmamasının nedeni biraz da bunu korumak olsa gerek.

Normandiya gezimizin son fotoğrafları 😊

Rennes ve Le Mans gezdiğimiz diğer şehirleri ve kasabaların yanında daha büyük şehir havasına sahipti. Fransa’nın bu yüzüne de tanık olmak güzel bir deneyim oldu bizim için…

Böylece daire çizdiğimiz turumuzu tamamlayıp yedi günün sonunda unutulmaz anılar ile Paris Orly Havalimanından Fransa’ya tekrar gelme ümidiyle el sallayarak ayrıldık. Sanırım bu geziyi tanımlamak istesem ve tek bir cümleyle anlatmam gerekirse, sessizliğin arasında yavaş yavaş kaybolduğumuz bir yolculuktu. Bunda hem kuzeyin sunduğu asalet, hem de kış mevsiminin dinginliği etkili oldu.

Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü mezunu. Halen İngilizce öğretmeni olarak görev yapmakta. Çocukluğunda başlayıp bugüne kadar sürdürdüğü dünyanın dört bir yanından edindiği mektup arkadaşlıkları, seyahat belgesellerine ve tarihe olan ilgisi, farklı kültürleri öğrenme isteği yıllar geçtikçe artmış, bu hem İngilizce öğrenmesine hem de seyahat etmesine katkı sunmuştur. Öğretmenlik mesleğinin tatil imkanları ve aynı ilgi alanlarını paylaştığı tarih öğretmeni olan eşi sayesinde tam zamanlı öğretmen, yarı zamanlı gezgindir. Hobileri arasında doğa fotoğrafçılığı, kamp kurmak, trekking yapmak, çiçek yetiştirmek, kitap okumak ve gezi yazısı yazmak gelmektedir.

Paylaşmak ister misiniz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir