
Astypalea: Kelebek gibi bir Yunan Adası
24/07/2026
Pula – Hırvatistan
Slovenya’da geçirdiğimiz iki günün ardından yaklaşık altı saatlik bir otobüs yolculuğuyla Hırvatistan’ın önemli şehirlerinden biri olan Pula’ya geçtik. Otobüs firması olarak Flixibus ve yerel bir firma olan Brjuni’yi kullandık. Hırvatistan; Istria, Kvarner, Dalmaçya ve Slavonya gibi farklı coğrafi ve kültürel bölgelere ayrılıyor.
Bizim rotamız ise ülkenin kuzeybatısında yer alan Istria Yarımadasına uzanıyordu. Adriyatik Denizi’ne doğru uzanan Istria; masmavi koyları, taş evlerle dolu kasabaları, üzüm bağları, zeytinlikleri ve İtalyan etkisi taşıyan mimarisiyle Hırvatistan’ın en özel bölgelerinden biri.
Yarımadanın en büyük şehri olan Pula ise hem doğal güzellikleri, hem de Roma döneminden günümüze ulaşan tarihi mirasıyla Istria’nın kültürel merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle Roma döneminden kalma görkemli Pula Arena, şehrin en önemli simgesi ve Avrupa’daki en iyi korunmuş Roma amfitiyatrolarından biri. Pula’da Istria’nın kendine özgü atmosferini daha ilk anda hissettik; burada Hırvat, İtalyan ve Akdeniz kültürlerinin izleri birbirine karışıyor.
Pula’da üç gün kaldık ve konaklamak için oldukça merkezi bir otel seçtik. Otelimiz hem şehir merkezine yürüme mesafesindeydi hem de otogara çok yakındı. Üstelik hemen önünden belediye otobüslerinin geçmesi, çevredeki yerlere ulaşımımızı da oldukça kolaylaştırdı. Pula’yı üç günlük konaklamamız boyunca kendimize merkez olarak belirledik ve bu sayede hem çevredeki yerleri günübirlik gezdik hem de her akşam yeniden Pula’ya dönerek şehrin atmosferini yaşadık.
Günlerimizden birini Istria’nın en güzel ve en çok ziyaret edilen sahil kentlerinden biri olan Rovinj’e ayırdık. Bir başka günümüzü ise tamamen dinlenmeye ve deniz tatili yapmaya karar vererek Pula’ya yakın sahil kasabası Fažana’ya ayırdık.
Böylece üç günlük konaklamamız boyunca hem Istria’nın farklı noktalarını keşfetme, hem de biraz dinlenip denizin tadını çıkarma fırsatı bulduk. Akşamları ise Pula’da yürüyüş yaparak, meydanlarında ve sokaklarında vakit geçirerek şehrin kendine özgü hareketli atmosferinin tadını çıkarttık.
Pula’nın tarihi dokusu özellikle Roma döneminden günümüze ulaşan yapılarıyla dikkat çekiyor. Pula Arena, dünyanın da en önemli Roma yapılarından biri. Günümüze ulaşan Roma amfitiyatroları arasında dünyanın 6. büyük arenası olan bu görkemli yapı, aynı zamanda en iyi korunmuş örneklerden biri. 1. yüzyılda inşa edilen Arena, Roma döneminde gladyatör dövüşlerine ve büyük gösterilere ev sahipliği yapmış; bugün ise konser ve festivaller gibi etkinliklerle yaşamaya devam ediyor. Hatta bizim şehirden ayrılacağımız tarihte akşam Sting Konseri vardı.
Eski Roma Forumu’ndaki Augustus Tapınağı, MÖ 1. yüzyıl ile MS 1. yüzyıl arasındaki dönemde yapılmış ve günümüze oldukça iyi korunarak ulaşmış. Şehir merkezindeki Sergii Kemeri ise MÖ 1. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş bir Roma zafer takı olarak karşımıza çıkıyor. Antik kentin girişlerini oluşturan Herkül Kapısı ve İkiz Kapılar da Roma döneminin izlerini taşıyor.
Daha yüksek bir noktada yer alan Kaštel Kalesi ise bugünkü görünümünü 17. yüzyılda Venediklilere borçlu. Kale, Pula’nın Roma’dan Venedik dönemine uzanan çok katmanlı tarihini bir arada görmemizi sağlıyor. Bu yapılar arasında dolaşırken Pula’nın binlerce yıllık tarihin izlerini taşıyan önemli bir kültür merkezi olmasına tanıklık ettik.
Rovinj – Hırvatistan
Pula’daki bir günümüzü de Rovinj’e ayırdık. Pula otogardan saat başı otobüsler kalkıyor ve ulaşım çok rahat. Yaklaşık 1 saat süren bir yolculuk sonrası şehre ulaştık.




Eski şehir merkezini dolaştık, dar taş sokaklarında yürüdük ve ardından denize girmek için kıyıya indik. Rovinj’in klasik anlamda tek bir büyük plajı yok, denize çoğunlukla kayalık kıyılardan giriliyor. Kayaların üzerinden Adriyatik’in berrak sularına girmek ve denizin tadını çıkarmak gerçekten çok keyifliydi.


Tarihi oldukça eski olan Rovinj’in geçmişi Roma dönemine kadar uzanıyor. Uzun yıllar Venedik egemenliğinde kalan şehrin bu dönemin izlerini taşıyan mimarisiyle bugün de kendine özgü bir görünümü var. İlginç bir başka ayrıntıyı da şöyle: Şehrin Hırvatça adı Rovinj, ve “j” harfi okunmuyor. Bu nedenle yazılışına bakarak yaptığımız ilk telaffuzun doğru olmadığını burada öğrenmiş olduk.
Rovinj’de uğramak istediğim fotojenik noktalardan biri de deniz kenarındaki Atelier Charm’dı. Küçük bir butik aslında. Önündeki küçük masa ve sandalyeler, çiçeklerle çevrili görüntüsü ve hemen önündeki deniz, burayı oldukça sevimli bir köşe haline getirmiş, o yüzden de burada fotoğraf çektirmek için uzun bir sıra bekledik 😊 Çok güzel değil mi ama gerçekten de? Yakınlarda da buna benzer yerler yapmışlar ama en popüler olanı burasıydı.
Rovinj’in eski kentinin 1763 yılına kadar bir ada olduğunu, daha sonra kanalı doldurularak ana karaya bağlandığını öğrendik.


Fazana – Hırvatistan
Pula’daki yoğun gezi programımızın ardından bir günümüzü tamamen dinlenmeye ve denizin tadını çıkarmaya ayırdık. Bunun için Pula’ya yakın, Istria Yarımadası’nın güneybatı kıyısındaki küçük balıkçı kasabası Fažana’yı tercih ettik. Tarihi Roma dönemine kadar uzanan Fažana, bugün dar sokakları, taş evleri, küçük limanı ve deniz boyunca uzanan güzel yürüyüş yolu ile sakin bir sahil kasabası görünümünde.
Karşısında bulunan Brijuni Adaları’nın da giriş kapısı olan Fažana’da günümüzü denize girip dinlenerek geçirdik. Sahil boyunca yürüyüş yapıp küçük limanda vakit geçirirken, Pula’nın hareketli atmosferinden uzaklaşıp Istria’nın daha sakin ve huzurlu yüzünü de görmüş olduk.
Fažana’da geçirdiğimiz günün ardından akşam saatlerinde farklı bir deneyim yaşamak için teknelerden biriyle gün batımı turuna katıldık. Brijuni Adaları, Hırvatistan’ın sekiz milli parkından biri ve ülkenin en özel ada gruplarından biri. Diğer milli parklar ise Plitvice Gölleri, Krka, Kornati, Mljet, Paklenica, Risnjak ve Kuzey Velebit. Fažana’dan düzenlenen tekne turlarının bir bölümü özellikle gün batımında Brijuni çevresinde dolaşma ve yunusları gözlemleme imkânı sunuyor.
Fažana’dan baktığımızda hemen karşımızda Brijuni Adaları görünüyor. Hırvatistan’ın kuzey Adriyatik kıyısında yer alan bu takımada 14 adadan oluşuyor ve 1983 yılında milli park ilan ediliyor. Doğal güzelliklerinin yanı sıra Roma döneminden kalma arkeolojik kalıntıları ve Yugoslavya döneminde Tito’nun yazlık konutu olarak kullanılmasıyla da dikkat çekiyor. Fažana’ya oldukça yakın olan adalara buradan kalkan teknelerle kolayca ulaşılabiliyor. Biz de Fažana’dan yaklaşık dört saatlik bir gün batımı tekne turuna katıldık, adaların çevresini gezdik ve yolculuk sırasında yunusları görme şansı yakaladık.
Biz akşam gün batımında tekneye binerek adalar arasında ilerledik. Deniz üzerinde güneşin batışını izlemek ve Brijuni Adaları’nın siluetleri arasında dolaşmak gerçekten çok keyifliydi. Yaklaşık dört saat süren bu tekne yolculuğunda gördüğümüz manzaralara, doğal ortamlarında karşımıza çıkan yunuslar da eklenince akşamımız gezinin en unutulmaz anlarından birine dönüştü.







































