Arabayla Baltıklar Turu: Bölüm 7 – Kösice ve Novi Sad Gezisi

Arabayla Baltıklar Turu: Bölüm 6 – Litvanya Gezisi, Vilnius & Trakai
22/01/2024
Arabayla Baltıklar Turu: Bölüm 6 – Litvanya Gezisi, Vilnius & Trakai
22/01/2024

Eve dönüş yolunda iki ülke, iki mola

Yazı dizimizi takip ettiyseniz biliyorsunuz ki artık dönüş yolundayız. Bu son bölüm Kösice ve Novi Sad Gezisi hakkında.

Sabah 10:00 gibi Varşova’dan ayrılıp, İstanbul’a doğru eve dönüş rotamıza devam ettiğimiz 16 Temmuz 2018 günü, hedefimiz Sırbistan’ın Novi Sad şehriydi. Yolda mola vermek için ise Slovakya’nın en büyük ikinci şehri Kösice’yi seçmiştik.

Şöyle yollardan geçerek nihayet akşamüstü Slovakya’ya girdik.

Sınırı geçtikten yaklaşık 1.5 saat sonra Kösice şehrine varabildik. Kösice’de yaklaşık 2 saatlik bir mola verince, Novi Sad’a varışımız gecenin epey geç bir saatinde oldu. O yüzden Novi Sad şehrini gezmek için ertesi gün sabahtan öğlene kadar bir vakit ayırdık.

İşte Kösice’nin eski şehir bölgesinde geçirdiğimiz iki saatte gördüklerimiz…

Kösice’de gezilecek yerler

Slovakya bildiğiniz üzere vaktiyle Çekoslovakya’nın bir parçasıydı. Şimdi bağımsız küçük bir ülke ama oldukça güzel bence. Slovakya’nın doğusunda, Macaristan sınırına yakın bir noktada yer alan Kösice, ülkenin en büyük ikinci kenti.

Hornad Irmağı’nın kıyısında yer alan bu şehir oldukça iyi korunmuş. 13. yüzyıldan kalma Barok, Rönesans ve Gotik tarzdaki tarihi dokusu şehre kendine özgü bir güzellik vermiş.

Kösice ve Novi Sad gezisi

Kösice, Doğu Slovakya’nın ekonomik ve kültürel merkezi olarak da biliniyor. Eski şehir bölgesini yürüyerek rahatlıkla gezebileceğiniz küçük bir şehir burası ama şaşırtıcı derecede güzel. Burada mola verdiğimize çok sevindik açıkcası.

Biz arabamızı Aupark isimli alışveriş merkezine koyduk gezmeye başlamadan önce.

Şehrin ana caddesi Hlavné boyunca oldukça güzel korunmuş tarihi binalar görüyorsunuz.

Mağazalar, restoranlar ve kafeler ile dolu bu caddede rengarenk ve süslü püslü bu binaları seyrederek yürürken şehrin merkezindeki Hlavné Námestie Meydanına varıyorsunuz. Bu meydan da tarihi dokusuyla oldukça etkileyici. Burada yer alan Gotik tarzdaki Azize Elizabeth Katedrali renkli kiremitleri ile çok değişik geldi bize.

Bu görkemli katedralin güneyinde, 14. yüzyıldan kalma yine aynı tarzda yapılmış bir de Aziz Michael Şapeli var.

Urbanova Veža Çan Kulesi de burada. İlk hali Gotik tarzda olan çan kulesine 18. yüzyılda Barok tarzdaki piramit şeklindeki çatı eklenmiş. 2000-2010 yılları arasında tarihi kişiliklerin balmumu heykellerinin olduğu bir Balmumu Müzesi varmış bu kulede ama sonra kapanmış, artık yok.

Orijinal adı Národné Divadlo Košice olan Neo-barok tarzındaki bu Devlet Tiyatro Binası da Hlavné Námestie Meydanında yer alıyor.

Spievajúca Fontána, Şarkı Söyleyen Fıskiye demekmiş. Tiyatronun önündeki bu fıskiye için 22 tane çan koymuşlar ve özellikle hava kararınca ışık efektleriyle birlikte müzik çaldığında fıskiyeler bu müzik eşliğinde dans ediyor gibi oluyormuş.

Stará Radnica, yani Belediye Binası da Devlet Tiyatro Binasının hemen karşısında.

Yine bu meydanda bulunan Sculpture Immaculata, yani Veba Anıtı, 1710 – 1711 yılları arasında şehri kasıp kavuran vebadan sağ kurtulanlar için bir şükran anıtı olarak inşa edilmiş. Yüksekliği 14 metre olan Barok tarzdaki bu anıtın tepesinde Virgin Mary heykeli var.

Bu şehirde yeraltında bir Arkeoloji Müzesi var.

Kösice şehrinin 13. Yüzyılda yapılmış olan koruyucu surları zaman içinde yok edilmiş. 1996 – 1998 yılları arasında Hlavné Caddesi‘nin restorasyon çalışmaları esnasında bu surların bir kısmı ve Lower Gate’in yani Aşağı Kapının kalıntıları bulunmuş ve tam da bu noktaya bir yeraltı müzesi yapmaya karar vermişler.  Yani Hlavné Caddesi‘nin altı bir yeraltı müzesi şimdi.

Kösice’nin 2. en eski kilisesi olan Františkánsky Kostol: St. Anthony of Padua Church ve bir Roman Katolik kilisesi olan Premonštrátny Kostol: The Church of the Holy Trinity de yine bu cadde üzerinde.

Bu da Hrnčiarska Caddesindeki Kalvinist Kilisesi, Kostol Rformovanej Kresťanskej Cirkvi. Eskiden ordunun depo olarak kullandığı bir yermiş burası. 1800’lü yıllarda ince bir kule eklenerek kiliseye çevrilmiş.

Şehrin en önemli bulduğumuz noktalarını gördükten sonra yine o süslü püslü Hlavné Caddesi boyunca yürüyerek arabamızı almaya gittik.

Aşağıda göreceğiniz üzere bu küçücük şehirde fotoğraf çekmeye doyamadım, o kadar güzeldi ki her köşesi. Sadece kendimi çekemediğime üzüldüm çünkü son iki gün gözümde kocaman bir arpacık çıkmıştı ve o tombalak gözle fotoğraf çektirmek istemedim açıkcası. Zaten bu Baltıklar Turu hayatımda en kilolu olduğum dönem, hiç bir fotoğrafımı severek kullanmadım bu yazı dizisinde, o da ayrı. Ağır bir depresyon nedeniyle tam 3 sene kullandığım ilaçlar yüzünden 15 kilo almıştım o yıllarda.

Neyse, bu seyahatin şöyle de bir faydası oldu; dönüşte fotoğraflarıma bakıp, kendimden nefret edip, hemen akabinde sıkı bir diyete ve sağlıklı beslenme programına başladım ve 1 sene içinde normal kiloma döndüm, çok şükür. Ben kilo alırken eşim de almıştı tabii ve “Haydi Dilek depresyonda ve ilaç içiyor da kilo aldı, sana ne oluyor?” diye soranlara, “E ne yapayım, benim de eşim depresyonda, ben de o yüzden kendimi yemeğe içmeye verdim.” diyordu :))) Neyse, ona da zorla Gestapo rejimi yaptırarak eski kilosuna dönmesini sağladım.

Ne yapalım, her şey insana mahsus, yaşadığımız bazı şeyleri kaldırmak zor olabiliyor ve böyle çöküveriyor işte bütün sistem. Ama mühim olan insanın küllerinden yeniden doğabilmesi. Beni o dönemlerde en çok ayakta tutan şey, en büyük desteğim ve dayanağım olan eşimle beraber alıp başımızı böyle kaçamaklar yapabildiğimiz anlardı. Hani gerçek hayattan kaçarsınız ya her uzaklara gidişinizde, işte o zamanlar en çok ihtiyacım olan şey buydu ve bunu yaptık. Ve işte Baltıklar Turu aslında benim iyileşme turumdu. Kendime acımaya son verdiğim, son noktayı koyduğum bir seyahatti. En çok o yüzden iyi ki yaptık.

Ve işte o çekmelere doyamadığım fotoğraflar…

Biz gezemedik, vaktimiz yoktu ama daha geniş bir vakitte bu şehri gezecek olursanız Kunsthalle – Sanat Galerisi ve Doğu Slovak Müzesi de listenize eklenebilir.

Bu da tam şehirden ayrılırken görünce durup fotoğrafladığımız Jakab Palace: Jakab Sarayı. Adını binanın ilk sahibi Arpad Jakab’dan almış. St. Elizabeth Katedrali’nden kalma kullanılmayıp atılan taşlardan sözde Gotik tarzda inşa edilmiş. Çekoslavakya cumhurbaşkanının da vaktiyle kullandığı bu saray mülkiyet haklarına ilişkin bir dava nedeniyle kapalıydı.

Sonuç olarak bu ve benzeri bir rotaya yolunuz düşerse günübirlik bir Kösice gezisi yapmanızı gönülden tavsiye ederim.

Paylaşmak ister misiniz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir